2 SERİ NO'LU EMLAK VERGİSİ KANUNU GENEL TEBLİĞİ(*)
Resmî Gazete: · sayı
Tebliğ metni
Bina ve Arazi Vergilerini modern ve adil bir sistem içinde yeniden düzenleyen 1319 sayılı Emlâk Vergisi Kanunu 11.08.1970 gün ve 13576 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. 01.03.1971 tarihinden itibaren yürürlüğe giren fakat uygulanması 1446 sayılı kanunla 01.03.1972 tarihine ertelenmiş bulunan söz konusu kanunla ilgili olarak aşağıda gerekli açıklamalarda bulunulmuştur.Emlâk Vergisi, yürürlükten kaldırılan Bina ve Arazi Vergilerini kapsamakta ve bu vergileri ifade eden bir üst kavram olmaktadır. Gerçekten kanunun Birinci Kısmı Bina Vergisi, ikinci kısmı Arazi Vergisi ile ilgili hükümleri taşımakta ve kısımlar arası müşterek hükümler üçüncü kısımda yer almaktadır. I _ BİNA VERGİSİ 1. Verginin konusu ve bina kavramı : Kanunun 1 inci maddesine göre, Türkiye sınırları içinde bulunan binalar, bu kanun hükümleri gereğince verginin konusunu teşkil etmektedir. Bina kavramının yapıldığı madde ne olursa olsun gerek karada gerekse su üzerindeki sabit inşaatın hepsini kapsayacağı ancak, yüzer havuzlar, sair yüzer yapılar, çadırlar ve nakil vasıtalarına takılıp çekilebilen (transportabl) seyyar evler ile benzerlerinin bina sayılmayacağı 2 nci maddede açıklanmaktadır. Gerçekten, inşaatın bünyesine giren madde ve malzemenin mahiyeti herhangi bir önem arzetmemekte ve yapılar taş, demir, tahta, kerpiç v.b. gibi çeşitli malzemeden yapılmış olsalar dahi sabit oldukları takdirde bina addedilmektedir. Bunun gibi vergiye tabi olmak bakımından binanın arza, ne suretle bağlı olduğunu aramaya da lüzum bulunmamakta, binanın karada, denizde veya gölde inşa edilmiş olması mahiyetini değiştirmemektedir. 2 nci maddenin ikinci fıkrası, Vergi Usul Kanununda yazılı bina mütemmimlerinin de bina ile birlikte nazara alınacağı öngörülmektedir. Vergi Usul Kanununun konu ile ilgili 305 inci maddesine göre, belediye teşkilâtı bulunan yerlerde belediye sınırları içindeki binaların ve belediye teşkilâtı bulunmayan yerlerde köyü teşkil eden binaların işgal eylediği saha dahilindeki binalar ile sınırlanan ve kullanış tarzı itibariyle de bina ile birlik teşkil eden avlu, bahçe ve sair arazi, binanın mütemmimatı sayılmaktadır. Ancak, bina ile sınırlanmış olmakla beraber kullanış tarzı itibariyle bina ile birlik teşkil etme bakımından mahalli örfe ve imar plânlarına göre kabul edilen asgari ifraz ölçüsünden fazla olan avlu, bahçe ve sair arazinin bina mütemmimatından sayılmasının her zaman mümkün olamayacağının gözönünde tutulması ve duruma göre, müstakil arsa veya arazi kabul ve beyan edilmesi ve vergilendirmenin de buna göre yapılması gerekir. Kat mülkiyeti kurulmuş binalarda eklentiler, ait olduğu bağımsız bölümün mütemmimi olduğundan bunların bağımsız bölümle birlikte nazara alınması, ortak yerlerin ise bağımsız bölüm maliklerinin müşterek mülkiyetle sahip oldukları yer sayıldığından, bağımsız bölümün arsa payı oranına göre belirecek vergi değerinin ayrıca beyan edilmesi ve vergilendirmenin de ona göre yapılması gerekeceği şüphesizdir. Burada başkasının arsası üzerine yapılan binalardan da bahsetmek faydalı olacaktır. Özellikle büyük şehirlerde Devletin ve özel hukuk kişilerinin sahip oldukları arazi ve arsaları üzerine, sahibinin rızası alınarak veya alınmayarak binalar yapıldığı bir gerçektir. Kanunda tarif edilen bina kavramına dahil bulunan bu binaların vergilendirilmesinde dikkatli davranılması gerekir. Arsa sahibinin rızası alınmaksızın yapılan binaların, Medeni Kanununda gösterilen husus ve esaslar dahilinde yıktırılması veya arsa sahibine (yahut arsanın sahibine) mal edilmesi mümkün ise de bu işlemlere başvurulması vergi yönünden önemli değildir. Bu halde binanın, arsa bedelini de kapsayan vergi değeri üzerinden ve mutasarrıf durumunda olan bina sahibi adına beyanı ve ona göre vergilendirmesi gerekir. şu kadar ki hukukî durumun halli üzerine ve gerektiği takdirde vergilendirmenin düzeltilmesi mümkündür. Arsa sahibinin rızası alınarak veya durum yazılı bir mukaveleye bağlanarak bina yapılması halinde yukarıda zikredilen mutasarrıf (fuzulişagil) mevcut olmadığından aynı yerden doğan iki mülkiyet ve mükellefiyet mevcut olacaktır. Bu kabil binaları, arsa bedeli dışındaki değerleri üzerinden vergilendirirken arsanın da vergi mükellefiyeti üzerinde bina yokmuş gibi, devam ettirilecektir. 2. Mükellef : Kanunun 3 üncü maddesi bina vergisinin kim tarafından ödeneceğini genel olarak açıklamaktadır. Bu maddede, bina vergisini, binanın maliki, intifa hakkı varsa bu hakkın sahibi, her ikisi de yoksa binaya malik gibi tasarruf edenler ödemekle mükellef tutulmuşlardır. Buna göre, binaya malik olan kişi vergiyi ödeyecektir. Eğer bu bina üzerinde, gerek kanundan doğmuş olsun gerekse bir akde müstenit bulunsun, tesis edilmiş intifa hakkı varsa vergi, bu hakkın sahibi tarafından ödenecektir. Gerçekten intifa hakkı, kişisel bir ayni olup sahibine, başkasına ait bir şeyden tamamiyle faydalanma hakkını verir ve gayrimenkullerde durumun tapu siciline tecili ile tesis olunur. Tesis olunduğu şeyden tamamiyle faydalanma hakkını verdiğinden vergi mükellefinin de malik (çıplak mülkiyet hakkı sahibi) yerine intifa hakkı sahibi olması adalete uygun düşer. Kaldı ki Medeni Kanunun 737 nci maddesinde de, intifa edilen şeyin vergisinin intifa eden kimse tarafından ödeneceği belirtilmiştir. Maddenin ilk fıkrasının sonundaki hüküm bir nevi emniyet hükmü mahiyetindedir. Her hangi bir bina üzerindi kanunen malik veya intifa hakkı sahibi durumunda olmamakla beraber malik gibi tasarruf eden varsa bunlar, vergiyi ödemekle mükellef olacaklar yani, kanuni vasıfları haiz olmadıklarını dermeyan ederek vergiyi ödemekten kaçınamayacaklardır. Medeni Kanunun 887 nci maddesinde tarif edilen « zilyed » bu duruma bir örnek olduğu gibi başkasının arsası üzerine sahibinin rızası dışında bina yapan kişi de bu durumdadır. Bir binaya birden fazla kişinin aynı zamanda malik olmaları da mümkündür. Bu halde Medeni Kanunun 623 ve 629 uncu maddelerinde tarif edilen müşterek mülkiyet veya iştirak halinde mülkiyet söz konusu olmaktadır. Müşterek mülkiyet, birden fazla kişinin şayian bir şeye malik olması ve fakat hisselerin bilfiil taksim edilmemiş bulunması halini ifade etmektedir. Hissedarlar, kendi hisseleri üzerinde malik hak ve mükellefiyetlerini haiz oldukları gibi hisselerini başkasına temlik veya terhin de edebilirler. Bu halde verginin her hissedarın hissesi oranında kendisinden istenilmesi lâzım gelir. Esasen, Medeni Kanunun 626 ncı maddesinde de, vergi vesair mükellefiyetlerin, aksine hüküm olmadıkça hisseleri oranında bütün hissedarlara ait olacağı belirtilmiştir. İştirak halinde mülkiyette ise, kanun icabı veya akit ile iştirak teşkil eden birden fazla kimse, herbirinin hakkı o şeyin tamamına sari olmak üzere, bir şeye malik olmaktadır. Aksine hüküm olmadığı takdirde hissedarların hakları ve özellikle malik oldukları şeyde tasarruf salâhiyetleri ancak, ittifakla verecekleri kararlara bağlıdır. Bu sebeple iştirak halinde mülkiyette, bütün iştirakçilerin vergiyi teker teker ödemekle mükellef tutulabilmesi mümkündür. Madde hükmü de bunu âmirdir. Ancak iştirakçiler adına vergiyi ödemekle tavzif edilmiş biri varsa onun muhatap tutulması zorunludur. Kanun vazıı, birden fazla kişinin bir şeye aynı zamanda malik olmaları durumunda ortaya çıkan benzerlik ve aykırılıkları nazara alarak vergi mükellefi olacak hissedarlara bazı kolaylıklar da getirmiştir. Aşağıda ayrıca açıklandığı gibi, bina veya arazi üzerinde iştirak teşkil eden kimselerin, müşterek mülkiyete benzer şekilde, münferiden beyanda bulunup hisseleri miktarındaki değer üzerinden vergi mükellefi olabilmeleri bu tip kolaylıktır. Ancak, bu şekildeki bir mülkiyette münferiden beyanda bulunulması iştirakçilerin verginin tamamını ödemek mükellefiyetini ortadan kaldırmayacağı tabiidir. 3. Muaflık ve İstisnalar: A _ DAİMİ MUAFLIKLAR : Vergiden devamlı olarak muaf tutulacak binalar kanunun 4 üncü maddesinde ondört fıkra halinde sayılıp tesbit edilmiştir. Maddenin incelenmesinden de anlaşılacağı gibi, devamlı muaflıktan faydalanabilmek için fıkralarda belirtilen binaların kiraya verilmemiş olması temel şart olarak kabul edilmiş ve buna ek olarak fıkra metinlerinde yer alan bazı özel şartların da mevcut olması öngörülmüştür. Ancak, maddenin (a) ve (b) fıkralarında sayılan binalar için, bu fıkralarda sayılan özel şartların mevcudiyeti kâfi görülmüş ve temel şart olarak kabul edilen kiraya verilmeme halinin aranmayacağı belirtilmiştir. Kanunun 10 uncu maddesinde devamlı muaflıklardan yararlanacak olanların da beyanname vermeleri zorunlu kılındığından, muaflık konusuna giren binaların nelerden ibaret olduğunu ve temel şart yanında hangi özel şartları taşımaları gerektiğini sırasiyle ve kısaca açıklamakta fayda bulunmaktadır. 1° _ Maddenin (a) fıkrası, Devlete, katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyelerine, belediyelere köy tüzel kişiliğine ve kanunla kurulan üniversitelere ait binaların daimi surette bina vergisinden muaf tutulmasını öngörmektedir. Fıkra metninden de anlaşılacağı üzere muafiyetten faydalanabilmesi için binanın : _ Devletin, _ Katma bütçeli idarelerin _ İl özel idarelerinin _ Belediyelerin, _ Köy tüzel kişiliğinin _ Kanunla kurulan üniversitelerin, mülkiyetinde bulunması yeterli olmaktadır. Bu binaların kiraya verilmiş olması veya irat getiren bir cihete tahsis edilmiş bulunması muafiyetin tesisine mani değildir. Ancak, Emvali Metruke Kanunlarına dayanılarak el konulmuş veya konulacak binalarla mübadil rumlardan metrük veya tapuda firari ve mütegayyip eşhas veya mübadil rumlar adına kayıtlı olan binaların, tapu kaydı Hazine adına tashih edilmemiş olsa bile, Hazinenin özel mülkiyetinde sayıldığının gözönünde tutulması gerekir. Katma bütçeli idareler Genel Bütçe Kanunlarında yer alan kuruluşlar olup halen onaltı adettir. Üniversiteler de esas itibariyle katma bütçeli idareler arasında bulunmaktadır. Fıkra metninde ayrıca sayılmasından maksat, kanunla kurulmuş olmakla beraber katma bütçe ile idare edilmeyen üniversitelerin de bu muaflıktan yararlanmasını sağlamaktır. Meselâ Orta Doğu Teknik Üniversitesi bu mahiyette bir kuruluştur. 2° _ Maddenin (b) fıkrası ile, Anayasamızın 116 ncı maddesinde tarif edilen mahalli idare kuruluşları ile bunların teşkil ettikleri birliklere veya bunlara bağlı müesseselere ait su, elektrik, havagazı, mezbaha, soğuk hava ve belediye sınırları içindeki yolcu taşıma işletme binaları ve kapalı durak yerleri devamlı muaflıktan yararlandırılmaktadır. Mahalli idarelere ait binaların devamlı muaflıktan yararlanması esasen (a) fıkrası ile sağlanmıştır. Eski Bina ve Arazi Vergileri Kanunları tatbikatında görülen anlaşmazlıkların tekrarına meydan verilmemesi için konunun ayrı bir fıkra halinde tasrih edilmesi faydalı görülmüştür. Bilindiği üzere, mahalli idarelerimizin kuruluş kanunlarında il, belediye ve köy tüzel kişiliklerinin hangi müşterek ve mahalli ihtiyaçları karşılayacakları belirtilmiş bulunmaktadır. Bu kuruluşların kanunda belirtilen mezkûr görevleri bizzat yapmaları mümkün olduğu gibi kendilerine bağlı müstakil hükmî şahsiyeti olan veya olmayan iktisadi işletmeler kanalıyla yapmaları da mümkündür. Ayrıca, adı geçen kuruluşlar sözü edilen görevleri yerine getirmek için aralarında birlikler de kurabilirler. Mahalli kuruluşların ve aralarında teşkil ettikleri birliklerin veya bunlara bağlı müesseselerin mülkiyetinde bulunan binaların kazanç temini maksadında tahsis edilmiş olmasına ve kiraya verilmiş bulunmasına bakılmaksızın bina vergisinden muaf tutulması gerekmektedir. Muafiyetten istifade için binanın bulunduğu mahal önemli değildir. Ancak, yolcu taşıma işletme binalarında taşıma işinin belediye hudutlarını aşmaması lâzımdır. 3° _ Maddenin (c) fıkrası, yukarıda temas edilen konuların istisnasını kapsamaktadır. Gerçekten, bu fıkrada sayılan binalardan tarım işletme binaları, soğuk hava depoları, içmeceler ve kaplıcaların devamlı muaflıktan yararlanması için köy tüzel kişiliğine veya köy birliklerine ait olması kâfi görülmemiş ayrıca kiraya verilmemiş bulunması da şart kılınmıştır. Bunun yanında adı geçen tüzel kişilere ait hamam, çamaşırhane, değirmen ve köy odalarının muaflıktan yararlanabilmesi için kiraya verilmeme şartı ile köylünün umumî ve müşterek ihtiyaçlarını karşılamak gayesiyle işletilmesi şartını birlikte taşımaları öngörülmüştür. 4° _ Maddenin (d) fıkrası hükmü, 177 sayılı kanunla eski Bina Vergisi Kanununa eklenen hükmün bir devamı olup bazı orduevlerinin Devletin mülkiyetinde olmaması sebebine dayanmakta ve bu binaların da Devlete ait olanlar gibi ve fakat kiraya verilmemek şartıyla, devamlı olarak bina vergisinden muaf tutulmasını öngörmektedir. Fıkra hükmü, eskisinden farklı olarak sayılan binaların müştemilâtını da muafiyet kapsamına almaktadır. Müştemilât, bilindiği gibi Medeni Kanunumuza göre, belli maksatlar için yapılan gayrimenkullerin kullanış amacını tamamlayan, esas binadan ayrı (kömürlük, kümes, ahır gibi) bina yapılar olup Kat Mülkiyeti Kanununda eklenti olarak isimlendirilmektedir. Bu sebeple, Ordu mensupları arasında tesanüdü arttırmak mesleki ve kültürel inkişafları sosyal ve moral ihtiyaçları sağlamak amaciyle yapılan orduevleri, askeri gazino ve kantinlerin inşa edildiği saha dahilinde olup bunların kullanış amacını aşan müstakil yapıların müştemilât tâbirinin dışında mütalaâ edilerek mükellefiyet şümulüne alınması gerekir. 5° _ Maddenin (e) fıkrası ile, kamu yararına çalışan derneklere ait binaların de genel olarak devamlı muaflıktan yararlandırılmaları öngörülmektedir. Kamu yararına çalışan dernekler, esas itibariyle Cemiyetler Kanununa göre kurulmakla beraber bu vasıflarını, Danıştay'ın uygun görüşünü müteakip Bakanlar Kurulu Kararı ile kazanmaktadır. Fıkra hükmüne göre bu kabil derneklere ait binaların, bina vergisinden devamlı olarak muaf tutulabilmesi için, kiraya verilmemesi yanında derneğin Kurumlar Vergisine tâbi olmaması veya bunlara tahsis edilmiş bulunmaması gerekmektedir. 6° _ Maddenin (f) fıkrası, gerçek ve tüzel kişiler tarafından işletilen hastane, dispanser, sağlık merkezi, sanatoryum, prevantoryum, öğrenci yurdu, düşkünler evi, yetimhaneler, revirler ve kreş binaları ile korunmaya muhtaç çocukları koruma birlikleri tarafından vücuda getirilen yurtların devamlı olarak vergi muaflığından yararlanmasını kabul etmektedir. Ancak, sözü edilen muaflıktan yaralanabilmek için, kiraya verilmemiş olmak kaydı yanında hastane, dispanser, sağlık merkezi, sanatoryum, prevantoryum ve öğrenci yurtları, yetimhane, revir gibi sağlık ve sosyal tesis binalarının işletilmesinde kazanç gayesi de olmamalıdır, Halbuki, sözü edilen işletmelerde gaye, esas itibariyle bir kazanç elde etmektir. Bu vasıfları dolayısiyle de işletme binalarının vergiye tâbi olması asıldır. Bununla beraber, bu işletmelerin de, (a) fıkrasında belirtilen kurumlara ait olanlara benzer şekilde kazanç sağlamak gayesi olmadan işletilmesi mümkündür. Bu durumun, mükellef iddiasına dayanarak değil, kuruluş statüsüne ve birkaç yılı kapsayan işletme sonuçlarına göre tesbiti gerekir. Zaruri bazı masrafları karşılamak için cüz'î ücret alınmakla beraber sağlanan hasılât münhasıran işletmenin idame ve gelişme giderlerine sarfediliyorsa kazanç gayesi olmadığı kabul edilerek bu işletme binasının muaflık hükmünden yararlandırması aksi halde mükellefiyetin devam ettirilmesi icap eder. Korunmaya muhtaç çocukları koruma birlikleri tarafından kurulan yurtlar, teşhis ve ayırma binaları ile iş yerlerinin muaflıktan yararlandırılabilmesi için kiraya verilmemiş olması yeterli görüldüğünden başka şart aranması söz konusu değildir. 7° _ Maddenin (g) fıkrası ile ibadethaneler ve bunların müştemilâtı vergiden muaf tutulmaktadır. Bununla beraber, bu binaların muaflıktan yararlandırılabilmesi için, kiraya verilmemiş olması, dini hizmetlerin ifasına tahsis edilmesi ve umuma açık bulunması gerekmektedir. Bu sebeple gerekli şartlardan herhangi birini taşımayan ibadethaneler ile müştemilat vasfında olmayan ek binaların (örneğin kiraya verilen dükkânların) muaflıktan yararlandırılması mümkün değildir. 8° _ Maddenin (h) fıkrası, ziraî istihsalde kullanılan makine ve âletlerin konuldukları depolar ile zahire ambarları, samanlık, arabalık, ağıl, ahır, kümes, kurutma mahalli, böcekhane, ser (sera) binaları ve benzerleri ile ziraî istihsalde çalıştırılan işçi ve bekçilere ait bina, kulübe ve barakaların vergiden muaf tutulmasını öngörmektedir. Fıkra hükmünden de anlaşılacağı üzere, muaflıktan yararlanmak için mükellefin ziraat erbabı olması değil, binanın sayılan amaçlara tahsis edilmiş bulunması ve kiraya verilmemiş olması gerekmektedir. Öte yandan fıkra hükmü tahdidi mahiyette olmadığından, ziraî istihsalde kullanılan benzeri binaların da aynı şartlarda muaflıktan yararlandırılması mümkündür. 9° _ Maddenin (i) fıkrası, ziraî faaliyetin diğer cephesini teşkil eden su ürünleri müstahsillerinin benzeri mahiyetteki binalarının vergi muaflığı ile ilgilidir. Ayrı bir fıkra halinde tedvini suretiyle amaç daha açık ve geniş bir şekilde belirtilmiş bulunmaktadır. Gerçekten, su ürünleri müstahsili bulunan ziraat erbabının istihsalde kullandığı ağ ve âletlerin konulduğu depolar, kayıkhaneler, deniz ve göllerden yapılacak istihsalde çalıştırılan işçi ve bekçilere ait bina, kulübe ve barakalar da kiraya verilmemiş olmak kaydiyle, devamlı olarak bina vergisi muaflığından yararlanacaktır. Fıkranın sonunda yer alan parantez içindeki hüküm, gerek (h) ve gerekse (i) fıkralarında sayılan binaların, bu amaçlar yanında kısmen de ikamete tahsis edilmiş olmaları halinde muaflığın nasıl uygulanacağı problemine çözüm tarzı getirmektedir. Bu hükme göre, sözü edilen binaların kısmen de ikamete tahsis edilmesi halinde vergi, sadece ikamete tahsis edilen kısım hakkında uygulanacak ve mezkûr fıkralarda yazılı maksada ayrılan kısımların muaflığı devam ettirilecektir. 10° _ Maddenin (j) fıkrası, yeni bir hüküm olup herkes tarafından faydalanılan rıhtım, iskele ve demiryolu gibi yapılarla köprü, rampa, tünel ve geçit, iskele ve istasyon binası, yolcu salonu, cer ve malzeme deposu gibi demiryolu mütemmimlerinin bina vergisinden muaf tutulmasını öngörmektedir. Şu kadar ki, fıkrada sayılan binaların ve bunların mütemmimlerinin kiraya verilmemiş olması ve umuma tahsis edildiğinin Maliye Bakanlığınca kabul edilmesi şart ve muaflıktan yararlandırılması için yeterlidir. Bunun yanında söz konusu inşaatın bir kamu kurumuna veya özel hukuk hükümlerine tabi gerçek veya tüzel kişilere ait olması herhangi bir fark yaratmadığı gibi umuma tahsis keyfiyetinin ücret mukabili veya ücretsiz olması da önem taşımamaktadır. 11° _ Maddenin (k) fıkrası ile, ziraî ve sınaî bakımlardan ekonomik yararları aşikâr bulunan her nevi su bentleri, sulama ve kurutma tesisleri ve barajlar muafiyet kapsamına alınmaktadır. Bu fıkra hükmü ile getirilen muaflıktan yararlanmak için tesislerin, sadece kiraya verilmemiş olması şart ve yeterli bulunmaktadır. Sözü edilen bu inşaatın da kamu kurumuna veya özel hukuk hükümlerine tâbi gerçek veya tüzel kişilere ait olmasının ve bu inşaattan bir kazanç sağlamak amacı bulunmamasının bir önemi yoktur. 12° _ Maddenin (l) fıkrasındaki muaflık, yabancı devletlere ait olup elçilik ve konsolosluk olarak kullanılan binalar ile elçilerin ikametine mahsus binalar ve bunların müştemilâtını kapsamaktadır. Milletlerarası vergileme kaidelerine uygun bulunan bu muaflığın uygulanması, binanın kiraya verilmemiş olmasına ve karşılıklı olarak aynı kolaylığın tanınmasına bağlı kılınmıştır. Fıkra hükmü, merkezi Türkiye'de bulunan milletlerarası kuruluşların Türkiye'deki temsilciliklerine ait binaları da kapsamına almaktadır. Ancak, bu binaların muaflıktan yararlanabilmesi için sözü edilen nitelikteki kuruluşa ait olması ve kiraya verilmemiş bulunması şart ve yeterlidir. 13° _ Maddenin (m) fıkrası ile, genel eğitime ve kamu menfaatlerine yararlı derneklere ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ait binaların bazı kayıt ve şartlarla muaflıktan yararlandırılması öngörülmektedir. Fıkra metninden de anlaşılacağı gibi muaflıktan yararlanacak binalar : _ Genel eğitime ve kamu menfaatlerine yararlı derneklere, _ Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara, ait binalardan ibaret bulunmaktadır. Sözü edilen binaların muaflıktan yararlanabilmesi için, kiraya verilmemiş olması yanında ayrıca, derneklerde kazanç sağlamak amacına ve vakıflarda vakıf senedinde belirtilen amaç dışında bir amaca tahsis edilmemiş bulunması gerekmektedir. Kamu menfaatlerine yararlı derneklere ait binaların vergi muaflığına, genel olarak maddenin (e) fıkrasında yer verilmiştir. Bu fıkra hükmü adı geçen derneklerin kurumlar vergisine tâbi olmakla beraber Türk Genel Eğitimine eşitliği Milli Eğitim Bakanlığınca onaylanmış bulunan her derecedeki okul binalarının vergiden muaf tutulmasını sağlamaktadır. 14° _ Maddenin (n) fıkrası ile, enerji nakil hatları ve direkleri, ikinci beş yıllık kalkınma plânına da uygun olarak, bina vergisinden muaf tutulmaktadır. Ekonomik kalkınmaya büyük katkıda bulunan ve bu ölçüde büyük değer taşıyan söz konusu tesislerin vergilendirilmesinin aksi sonuçlar doğuracağı bir gerçektir. Kaldı ki, bağlı oldukları enerji üretim tesisleri aynı maddenin (k) fıkrası ile devamlı muaflıktan yararlanacak binalar arasında sayılmıştır. Barajların mütemmim cüzü mahiyetinde bulunan ve birden fazla vergi dairesi faaliyet bölgesini ilgilendirmesi muhtemel olan bu tesislerin vergilendirilmesinde doğacak tereddütler, böylece önlenmiş olmaktadır. B _ GEÇİCİ MUAFLIKLAR : Bina vergisinin geçici muaflık rejimi, kanunun 5 inci maddesinde yeni esaslara bağlanmaktadır. 1. Mesken binaların muaflığı : Maddenin (a) fıkrası, yeniden inşa edilen ve mesken olarak kullanılan binalara tanınacak geçici vergi muaflığına aittir. Gerçekten, bu fıkra hükmüne göre, vergi değeri 50.000 (dahil) liraya kadar olmak şartiyle yeniden inşa olunan binalar, bina apartman ise daireler, mesken olarak kullanılmak kaydiyle inşaların sona erdiği yılı takip eden bütçe yılından itibaren 10 yıl süre ile bina vergisinden muaf tutulacaktır. Vergi değeri 100.000 liraya kadar olan binalarda değerin 50.000 lirası, 150.000 liraya kadar olan binalarda değerin 25.000 lirası için de yukarıdaki muaflık aynı süre ile uygulanacak, vergi değeri 150.000 lirayı aşan binalarda böyle bir muaflık söz konusu olmayacaktır. Bu binaların, bina apartman ise dairelerin, mesken olarak kullanılması şartiyle, satın alma veya sair suretle iktisap olunması halinde de, sözü edilen muaflık hükmü, iktisabı takip eden bütçe yılından itibaren, kalan müddet için uygulanacaktır. Örneğin, 15.6.1971 tarihinde inşaatı bitirilen (kullanılabilir hale gelen, iskân ruhsatı alınan binalar en geç ruhsat tarihinde tamamlanmış sayılır.) Bir binayı (apartmanlarda daire) 1974 yılının Temmuz ayı içerisinde satın alma veya sair suretle iktisap eden ve mesken olarak kullanmaya tahsis eden bir kimse, aşağıda ayrıca değinileceği gibi, süresinde bildirim ve beyan mükellefiyetini de yerine getirdiği takdirde, inşaatın bitimini takip eden bütçe yılından itibaren on yıl olarak kabul edilmiş bulunan geçici vergi muaflığından, iktisap tarihinden sonrasına isabet eden 1975 - 1981 (dahil) bütçe yılları için faydalanacaktır. Ancak, bu faydalanma iktisap olunan iktisap olunan bina veya dairenin bu tarihe kadar boş tutulmuş veya mesken olarak kullanmaya tahsil edilmiş olması şartına bağlıdır. İktisap tarihine kadar boş tutulan bina veya dairenin o bütçe yılı sonuna kadar olan devreye İLİŞKİN bina vergisi borçlarının eski malik tarafından ödeneceği tabiidir. Gerek boş olan gerekse mesken olarak kullanılagelen bu bina veya dairenin geçici vergi muaflığı tanınması söz konusu olmayacaktır. İlâve inşaatlarda ise muaflık, sadece bu kısım için söz konusu olacak ve uygulama aynı şart ve sürelere bağlı kalacaktır. İlâve inşaat, mevcut bir bina veya daireye oda, salon ve benzeri bölümler eklenmesi şeklinde de olabilir. Mevcut binaya eklenen kısım bağımsız bölüm niteliğinde olduğu takdirde muaflık hükmünün uygulanmasında herhangi bir güçlük olmaması gerekir. Mevcut binayı genişletici mahiyette olan ilâve inşaatlarda, gerek mükelleflerin beyanda bulunurken gerekse idarenin bu beyanları alıp vergi mükellefiyetini tesis ederken, doğabilecek anlaşmazlıkların önlenmesi bakımından, dikkatli davranmaları ve muaflığın bu ilave için söz konusu olacağını göz önünde bulundurmaları lâzım gelir. İncelenmesinden de anlaşılacağı üzere, burada söz konusu edilen geçici muaflık, sadece mesken olarak kullanılan binalara aittir. Bu sebeple, geçici vergi muaflığından yararlanan bina veya dairenin kısmen veya dairenin kısmen veya tamamen meskenden başka maksada tahsisi halinde tanınmış bulunan muafiyet, tahsisin yapıldığı yılı takip eden bütçe yılından itibaren düşecektir. Mesken olarak kullanılan bina veya dairenin kısmen veya tamamen meskenden başka maksada tahsisi, kanunun 33 üncü maddesine göre vergi değerini tadil eden sebeplerdendir. Aynı maddenin son fıkrası ile 9 ve 19 uncu maddeler gereğince, vukubulduğu yılı takip eden Bütçe yılından itibaren vergilendirmede nazara alınacak olan bu hallerin, 23 üncü madde hükmüne göre, mükellefler tarafından ayrıca beyan edilmesi lâzım gelmektedir. Mükelleflerin mükellefiyet miktarlarında değişiklik yapacak bu hallerde dikkatli davranılması ve işin sür'atle tetkik, tahkik ve sonuçlandırılması gerekeceği tabiîdir. 2. Turizm teşvik muaflığı : Maddenin (b) fıkrası hükmü, Turizm Endüstrisini Teşvik Kanunu esasları dairesinde «Turizm Müessesesi» belgesi almış olan Gelir veya Kurumlar Vergisi mükelleflerinin adı geçen kanunda yazılı maksatlara tahsis ettikleri işletmelerine dahil binalarına 5 yıl süre ile geçici vergi muaflığı tanınmasını öngörmektedir. Fıkra hükmüne göre, muaflığın uygulanması için işletmeye dahil binanın yeniden inşa edilmiş bulunması veya Turizm Endüstrisini Teşvik Kanununun öngördüğü vasıflar kazandırılmış mevcut bir bina olması herhangi bir fark göstermemektedir. Ancak, geçici muaflığın, yeniden inşa edilen binalarda inşaatın bitirildiği, mevcut binaların bu maksada tahsisi halinde turizm müessesesi belgesinin alındığı yılı takip eden Bütçe yılından itibaren uygulanması gerekir. Sözü edilen muaflıktan Gelir veya Kurumlar Vergisi mükelleflerinin işletmelerine dahil, kendilerine ait binaları faydalanabileceğinden adı geçen kişilerin kiralayıp aynı maksada tahsis edecekleri binalar için böyle bir muaflık söz konusu olmayacaktır. 3. Tabiî âfetler sebebiyle inşa edilen binaların muaflığı : Maddenin (c) fıkrası, deprem, su basması, yangın gibi tabiî âfetlerin vukubulduğu bölgelerde inşa edilen binalarda tanınacak geçici vergi muaflığına ait bulunmaktadır. Fıkra metninden de anlaşılacağı gibi, tabiî âfete uğradığı Maliye ve İmar ve İskân Bakanlıklarca müştereken tesbit olunan bölgelerde inşa edilecek binalar ister mesken olarak kullanılsın isterse meskenden başka maksada tahsis edilsin 10 yıllık geçici vergi muaflığından yararlandırılacaktır. Bu binaların tabiî âfete uğrayanlarca yapılması veya ilgili kanunlarına göre, kamu kuruluşlarınca inşa edilip hak sahiplerine devredilmesi sözü edilen geçici muaflıktan yararlanmak bakımından herhangi bir farklılık göstermez. Şu kadar ki, mezkûr binaların, felâketzedelerce yapılması halinde, âfetin vukuunu takip eden yıldan itibaren en geç beş yıl içinde inşaatın bitirilmesi lâzım gelir. Bu binaların kamu kuruluşlarınca ilgili kanunlarına göre inşa olunup hak sahiplerine devredilmesi hali için böyle bir süre derpiş edilmediğinden 10 yıllık geçici muaflık devir tarihlerinden itibaren uygulanacaktır. Bu muaflık, yukarıda da değinildiği gibi, her türlü binalara şamil olduğundan, maddenin (a) fıkrasında mesken binaları için derpiş edilen geçici muaflık hükmü bu halde uygulanmayacaktır. Felâketzedelerce inşa edilen binaların beş yıllık devrenin bitiminden sonra tamamlanması halinde bunlardan sadece mesken olarak kullanılanlar için (a) fıkrası hükmünün uygulanması tabiîdir. 4. Fuar, Sergi ve Panayır binalarının muaflığı : Maddenin (d) fıkrası ile fuar, sergi ve panayırlarda inşa edilen ve sadece bu yerlerin açık bulunduğu zamanlarda belirtilen maksatlarla kullanılan binaların, bu vasıfların devam ettiği sürece, geçici bina vergisi muaflığından yararlandırılmasını öngörmektedir. (Pavyon, teşhir salonu gibi.) Fuar, sergi veya panayırın açık bulunmadığı zamanlar başka maksatlarla kullanılan binaların bu muaflıktan yararlandırılması söz konusu değildir. Dört fıkra halinde sayılan bu muaflıklardan yararlanmak için mükelleflerin, sayılan hallerin vukuunda, keyfiyeti iki ay içinde ilgili vergi dairesine bildirmeleri veya beyannamelerine bu maksatla bir bildirim eklemeleri şarttır. Bu şart yerine getirilmezse, fıkralarda yazılı şartlar mevcut olsa dahi geçici muaflığın uygulanması mümkün değildir. Şu kadar ki, süresinde olmamakla beraber sonradan bildirimde bulunulması halinde muaflık, bildirimin yapıldığı yılı takip eden bütçe yılından muteber olacak ve bu yıla kadar olan geçmiş dönemler için gerekli vergi tarh ve tahakkuk ettirilip tahsil olunacaktır. Köylerdeki inşaat için bildirme mecburiyeti olmadığından, bunlar için muaflık, diğer şartlar mevcutsa, herhalde uygulanacaktır. C _ KÖY BİNALARI İSTİSNASI : Yürürlükten kaldırılan 1837 sayılı Bina Vergisi Kanununa göre, sahiplerinin ikâmetine mahsus olup yıllık gayrisafi iradı 25 liraya kadar olan binalara tanınmakta bulunan muafiyete benzeyen bir hüküm bu kanunun 6 ıncı maddesi ile getirilmiştir. Maddedeki bu istisna, ekonomik, sosyal ve şehirleşme şartlarına uygun olarak vergi değerlerinin 60.000 lirasına ve sadece köy kanununa tabi yerleşme ünitelerine hasredilmiştir. Bu suretle, köylerde imar faaliyetlerini teşvik ve büyük yatırımların belediye hudutları dışına kaydırılmasını temin vasatının doğmasına vergi yoluyla katkıda bulunulmuştur. Madde hükmüne göre, 60.000 liralık istisnanın uygulanması bakımından binanın ikamete veya herhangi başka bir maksada tahsis edilmesi herhangi bir fark yaratmamaktadır. Ancak; köylerdeki meskenler için 5 inci maddenin (a) fıkrasında derpiş edilen geçici muaflık ayrıca uygulanmayacaktır. 4. Matrah ve Nisbet : A _ MATRAH : Kanunun 7 inci maddesine göre Bina Vergisinin matrahı binanın bu kanun hükümlerine göre tesbit olunan vergi değeridir. Vergi değeri ise, verginin konusuna giren bina veya arazinin rayiç bedeli olup beyan tarihindeki normal alım satım bedelinden ibarettir. Bu konuya 29 uncu madde ile ilgili açıklamalarda ayrıca değinileceğinden burada tekrar edilmemiştir. Maddenin ikinci fıkrası gereğince, sabit istihsal tesisatına ait değerler vergi matrahına alınmayacaktır. Sabit istihsal tesisatı, istihsalde kullanılan ve binaya sabit bir surette yerleştirilmiş bulunan her türlü makine ve tesislerdir. Esasen, bu tesisat 1961 bütçe yılından itibaren bina vergisi kapsamı dışında bırakılmıştı. Maddenin üç ve dördüncü fıkralarına göre, mükelleflerin bir ilçe sınırı içindeki (genellikle vergi dairesi faaliyet bölgesi) bina vergi değerlerini aynı matrahta birleştirmeleri ve kendileriyle birlikte yaşayan eş ve velayet altındaki çocuklara ait aynı yerdeki bina vergi değerlerini de bu matraha ekleyerek beyan etmeleri gerekmektedir. Emlâk Vergisi Kanununun getirdiği önemli yeniliklerden biri olan bu hükme göre, aile reisi olan vergi mükelleflerine ait matrahlar içerisinde, eş ve velâyet altındaki çocukların maliki oldukları, intifa hakkına sahip bulundukları veya malik gibi tasarruf ettikleri bina vergi değerleri de yer alacaktır. Aile reisi olan kişi, esas itibariyle herhangi bir binaya malik olmasa, intifa hakkına sahip bulunmasa veya malik gibi tasarruf etmese dahi eş ve velâyet altındaki çocuklara ait bu kabil binalara ait vergi değerlerini kendi adına düzenleyeceği beyannamede toplayıp beyan etmek zorundadır. Medeni Kanun hükümlerine göre, mahkemece aksine hüküm verilmiş olmadıkça eşlerin birlikte yaşadığı ve reşit olmayan çocukların velâyet altında bulunduğu açıktır. Aksine davranışlarda bulunulduğunun vergi dairelerince tesbiti halinde, bu mükellefler hakkında, 213 sayılı kanunun 341 inci maddesine istinaden 349 uncu maddesi gereğince ziyaa uğratılan verginin % 50 si tutarında kusur cezası uygulanması tabiîdir. B _ NİSPET : Kanunun 8 inci maddesi Bina Vergisinin nisbetini binde 7 den başlayıp binde 10'a varan bir kademe içinde tesbit etmektedir. Gerçekten bu maddeye göre vergi, 50.000 liraya kadar olan matrahlarda binde 7; 100.000 liraya kadar olan matrahlarda binde 8; 150.000 liradan fazla olan matrahlarda binde 10 nisbeti uygulanmak suretiyle hesaplanacaktır. Sözü edilen vergi nisbetleri vergiye tabi matrahlara uygulanacağına ve beyan edilen binaların bitim tarihlerine göre muafiyet süreleri farklı yıllarda sona ereceğine göre gerek mükelleflerin beyanda bulunurken gerekse vergi dairelerinin beyanı kontrol edip vergiyi tahakkuk ettirirken bu cihete dikkat etmeleri zorunlu bulunmaktadır. Vergi tarifesinin tatbikatı karışık olmamakla beraber, gerek mükelleflerin beyanına gerekse vergi idaresinin kontrolüne kolaylık sağlamak üzere bir vergi cetveli hazırlanmış ve ayrı bir genel tebliğ halinde tabettirilmiştir. 5. Mükellefiyetin başlaması ve bitmesi : Kanunun 9 uncu maddesi, bu kanun hükümlerinin girdiği tarihte mevcut binalarla bu tarihten sonra inşaatı bitirilen veya inşaatın bitmesinden evvel kısmen kullanılmaya başlanan binalarda ve devamlı veya geçici muaflıktan faydalanmakta iken muaflık şartlarını kaybeden veya muaflık süresi sona eren binalarda mükellefiyetin ne zaman başlıyacağını ve buna mukabil yanan, yıkılan binalarla vergiye tâbi iken devamlı muaflık şartlarını kazanan ve oturulması ve kullanılması kanunlara dayanılarak yasak edilen binalarda ise mükellefiyetin ne zaman düşeceğini hükme bağlamaktadır. 20.7.1976 tarihli ve 1446 sayılı kanunla Emlâk Vergisi Kanununa eklenen Geçici 6 ncı madde gereğince bina vergisi mükellefiyeti, bir defaya mahsus olmak üzere 1972 bütçe yılının Mart, Nisan ve Mayıs aylarında yapılacak beyan ve bildirimler üzerine aynı bütçe yılı başından itibaren başlıyacaktır. Bu sebeple madde hükmü, yeni kanuna göre vergi mükellefiyeti başladıktan sonra uygulanabilecektir. 9 uncu madde hükmü kanunun 23 üncü maddesi ile birlikte tetkik edildiği taktirde daha açık olarak anlaşılacaktır. Gerçekten, 23 üncü maddeye göre bina ve arsalar için 5 yılda, arazi için ise 10 yılda bir defa olmak üzere Mart, Nisan ve Mayıs aylarında mükelleflerin genel bir beyanname vermeleri gerekmektedir. Yeniden inşa edilen binalarda inşaatın bittiği ve inşaatın bitmesinden evvel kısmen kullanılmaya başlanılan binalarda her kısmın kullanılmaya başlandığı ve vergi değerini tadil eden sebeplerin doğması halinde de değişikliğin vuku bulduğu ayı takip eden üç ay içinde mükellefler, ara beyannamesi vermek zorundadırlar. Mükellefler, ilgili vergi dairelerine bu süreler içinde beyanname vermek durumunda olmalarına rağmen vergi mükellefiyeti 9 uncu maddede belirtilen tarihlerde başlıyacaktır. Gerçekten mükellefiyet, genel beyanlarda beyanın yapıldığı yeniden inşa olunan binalarda (binalara ilâveler yapılması, asansör ve kalorifer tesisleri konulması dahil) inşaatın bittiği, inşaatın bitiminden önce kısmen kullanılan binaların her kısmının kullanılmaya başlandığı ve geçici veya devamlı muaflıktan faydalanan binaların muafiyet süre ve şartlarının sona erdiği yılı takip eden bütçe yılından itibaren başlıyacaktır. Durumu özellikle genel beyan yönünden misal vererek daha açık bir şekilde belirtmek mümkündür. Meselâ : Kanunun uygulanmaya başladığı 1972 bütçe yılından başlıyarak beş yıl sonra binalar için yeniden genel beyanda bulunmak lâzım gelmektedir. İşte 1976 yılında mükelleflerin genel beyana daveti üzerine yapılacak beyanlarda mükellefiyet 1977 bütçe yılından itibaren başlıyacaktır. Ara beyanlarda mükellefiyetin başlaması, Vergi Usul Kanununun tadilât neticelerinin uygulanmasını gösteren 71 inci maddesi hükümlerine benzemektedir. Kanunun 33 üncü maddesinin son fıkrası hükmü de aynı sonucu yansıtmaktadır. Buna göre değişikliklerin nazara alınacakları tarihte mükellefiyet de başlamış olacaktır. Maddenin son iki fıkrası mükellefiyetin düşmesi veya bitmesine ait hükümleri ihtiva etmektedir. Bu hükümlere göre, yanan, yıkılan ve vergiye tabi iken devamlı muaflık şartlarını kazanan binalardan dolayı mükellefiyet bu olayların vukuu tarihini takip eden taksitten itibaren sona erecek ve oturulması ve kullanılması kanunlara dayanılarak yasak edilen binaların vergileri, mükellefiyet mevcut olmakla beraber, bu hallerin devam ettiği sürece alınmayacaktır. Binaların yanması ve yıkılması halinde mükelleflerin 23 ve 33 üncü maddelere göre beyanname vermeleri zorunlu olmakla beraber devamlı muaflık şartlarının kazanılmasında veya oturma ve kullanmanın yasaklanması halinde böyle bir zorunluluk yoktur. Bu hallere vergi dairesince re'sen ıtılla kesbedildiği takdirde de gelecek taksitten itibaren mükellefiyetin sona erdirilmesi veya tahakkuk etmiş vergilerin terkin olunması mümkün bulunmaktadır. Örneğin, 1972 yılına ait vergi mükellefiyeti olan ve birinci taksit vergi borcu ödenmiş bulunan bir bina içinde (Ağustos ayı) yanmış olsa bu binadan dolayı mevcut olan mükellefiyet ikinci taksitten olay Kasım ayından sonra vuku olmuşsa olayı izleyen 1973 yılının ilk taksidinden itibaren sona erecektir. Binanın yanması, yıkılması dolayısiyle bina vergisi mükellefiyeti bu şekilde sona erecekse de söz konusu binalar arsa vasfını kazandıklarından bunlar için, kanunun 19, 23 ve 33 üncü maddeleri gereğince, arazi vergisi mükellefiyeti doğacaktır. Maddenin son fıkrasına göre ise, oturulması ve kullanılması kanunlara dayanılarak yasaklanan binalara ait vergiler, bu hallerin devam ettiği sürece alınmayacaktır. Burada şu hususu da belirtmek lâzımdır ki imar ve yol istikamet plânlarında tarihi önemi veya taşıdığı sanat değeri yönünden olduğu gibi korunması belirtilen veya Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunca sonradan bu vasıfta olduğu kabul edilen binalarda kısmen tasarruf yasaklanması söz konusu olacaktır. Bu kabil binalar mütemmimleri ile birlikte kamuya mal edileceklerse de bu durum gerçekleşinceye kadar sahiplerince muhafaza edileceklerdir. Parsellenmek suretiyle ayrılması mümkün olmayan yerlerinin, beyan edilmekle beraber, tasarrufu yasaklanmış sayılarak, kamuya mal edilinceye kadar vergisinin alınmaması, oturulup kullanılması mümkün olan kısımların ise, emsaline veya maliyet bedeli ölçüsüne göre vergi değeri bulunamayacağından, getirebileceği yıllık gayrisafi kirasının on katı alınarak bulunacak vergi değeri üzerinden vergilendirilmesi gerekir. İmar ve yol istikamet plânlarında meydan, yeşil saha, park gibi kamu hizmetlerine ayrılmış olması sebebiyle yeni bina yapılmasına izin verilmeyen yerlerde de benzeri bir durum söz konusu olmaktadır. Ancak, burada yasaklamanın imar kanununda belirtilen süreler kadar devam edeceği şüphesizdir. Gerek mükellefiyetin bitmesi dolayısiyle mükellefiyetten çıkarma gerekse alınmıyacak vergilerin terkin olunma işlemlerinin vaktinde yapılabilmesi için mükelleflerin dikkatli davranmaları gerekeceği tabiidir. Oturma ve kullanmanın yasaklanması hallerinde yasaklama işlemi de aynı dikkat ile vergi dairelerince izlenecektir. 6. Verginin tarh ve tahakkuku: A _ BEYAN ESASI : Emlâk Vergisinde en önemli yenilik, vergilemede beyan esasının getirilmiş olmasıdır. Genel tahrir usulünün, verginin bünyesi ve malî verimi ile kıyaslanamıyacak derecede güç ve masraflı oluşu, değerlemede ve vergilemede kesinlik, eşitlik ve adaletin tam olarak sağlanamayışı ve beyan usulünün vergi sistemimizde genellikle benimsenmiş temel bir ilke oluşu bu esasın getirilmesine başlıca amil olmuştur. Kanunun 10 uncu maddesi bina vergisi yönünden bu görüşü yansıtmakta ve verginin tarh ve tahakkukuna esas olmak üzere (geçici ve daimi muaflıktan faydalananlar dahil) mükellefleri beyanda bulunmaya mecbur tutmaktadır. B _ VERGİNİN TARH VE TAHAKKUKU : Kanunun 11 inci maddesine göre Bina Vergisi, mükelleflerin beyanı üzerine ve binanın bulunduğu yer (genellikle ilçe) vergi dairesince yıllık olarak tarh ve tahakkuk ettirilecektir. Beyan yılında yapılan bu tarh ve tahakkuku takibeden yıllarda Bina Vergisi, her bütçe yılının birinci ayından itibaren o yıl için otomatik olarak tahakkuk etmiş sayılacaktır. Bu hükmün tatbikatında 30 uncu madde hükmünün de göz önünde bulundurulması ve beyan yılını takip eden yıllarda otomatik tahakkuk verilirken sadece tahakkuk pusulası ve bordrosu düzenlenmesi değil, değişiklik vuku bulan mükellefler hakkında tahakkuk fişi kesileceğinin de düşünülmesi gereklidir. Konu ile ilgili olarak 30 uncu madde açıklanırken gerekli izahat verileceğinden burada tekrar edilmemiştir. II _ ARAZİ VERGİSİ 1. Verginin konusu ve arazi kavramı : Kanunun 12 nci maddesine göre, Arazi Vergisinin mevzuunu, Türkiye sınırları içinde bulunan arazi ve arsalar teşkil etmektedir. Arazi, vergi hukukunda genel olarak arz üzerinde hudutları dağ, çit ağaç, yol gibi tabiî ve sun'î işaretlerle çevrilmiş bulunan yer yüzü olarak tarif edilmekte, arazinin içinde bulunan gölcükler, kaynaklar ve dikilen şeyler de araziden sayılmaktadır. Belediye sınırları içinde belediyece parsellenmiş arazi ise arsa sayılmaktadır. Belediye sınırları içinde veya dışında bulunan parsellenmemiş araziden hangilerinin bu kanuna göre arsa sayılacağı İmar ve İskân Bakanlığının görüşü alındıktan sonra hazırlanacak bir yönetmelikte belli edileceğinden burda ayrıca değinilmemiştir. Kanun arsanın bir tarifi yapılmak suretiyle konuya vuzuh verilmiş ve aksine hüküm olmadıkça diğer maddelerde yer alan arazi tabirinin arsaları da kapsıyacağı belirtilerek muhtemel ihtilâfların önlenmesi de sağlanmıştır. Vergi Usul Kanununda yazılı bina mütemmimatından olan arazi ve arsalar bina ile birlikte nazara alınacağından bunların ayrıca arazi vergisi konusuna girmiyeceği tabiidir. 2. Mükellef : Bina Vergisinde olduğu gibi arazi ve arsa vergisinde de mükellef, kanunun 13 üncü maddesinde genel olarak tarif edilmektedir. Bu maddeye göre arazi vergisini, arazinin maliki, intifa hakkı sahibi varsa bu hakkın sahibi her ikisi de yoksa araziye malik gibi tasarruf edenler ödemekle mükelleftir. Müşterek mülkiyetle bir araziye malik olanlar hisseleri oranında vergi ile mükellef tutulacaklar, iştirak halinde mülkiyette ise malikler vergiden müteselsilen mesul olacaklardır. Kadastro ve tapulamanın henüz tam mânasiyle yapılmamış bulunması özellikle arazide malik yanında bir de mutasarrıf ortaya çıkarmakta ve bunlar arasındaki itilâf mahkemelerce ancak uzun bir sürede hâl edilebilmektedir. Maddenin son fıkrası hükmü bu gibi hallerde esas malik dışındaki kişilerin haksız tasarruflarına mani olmak amacını gütmektedir. Bununla beraber, bu durumdaki arazinin vergi dışında kalması da tasvip edilmediğinden ortalama bir yol seçilmiş ve mutassarrıf olmayan kişiler tarafından yapılacak ödemelerin ihtilâfın ödeme yapan aleyhine sonuçlanması ve karar tarihinden itibaren bir yıl içerisinde başvurulması halinde verginin ödemede bulunan kişiye red ve iade olunması derpiş edilmiş bulunmaktadır. Vergi Usul Kanununun düzeltme hükümlerine herhangi bir atıfta bulunulmamıştır. Bunun için, belli edilen bir yıllık sürenin geçmesinden sonra bu hükme dayanılarak düzeltme yapılması söz konusu olmayacaktır. Ayrıca, özel hüküm bulunduğundan, bu halde, Vergi Usul Kanununun 116 _ 126 ncı maddeleri gereğince düzeltme yapılması da mümkün değildir. 3. Muaflık ve İstisnalar : A _ DAİMİ MUAFLIKLAR : Vergiden devamlı olarak muaf tutulacak arazi 14 üncü maddede beş fıkra halinde belirtilmiştir. Bunlar bina vergisi daimi muaflıklarına müteadir 4 üncü maddenin (a), (b), (e) ve (l) fıkralarında yer aldığından ve evvelce temas edilmiş olduğundan burada tekrara lüzum görülmemiştir. Ancak, maddeye eklenen (e) fıkrası ile bugüne kadar kamu menfaati ile ilgili bir hizmeti ihtiva ettiğinden vergiden muaf tutulan mezarlıkların daimi vergi değerini tâdil eden bir sebep de olmaktadır. Muaflıktan yararlanacak arazi, hafızada kolay muhafaza edilebilmek bakımından genel olarak belirtilmekle yetinilmiştir. Ayrıca muafiyet konusu arazinin maddede yazılı cihetlere tahsis edilmiş olup olmadığının şartlarını Maliye, Orman ve Tarım Bakanlıkları ile Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin müştereken tesbit edeceklerine dair bir fıkra eklenmesi suretiyle yeknesak bir uygulama amacı sağlamıştır. Öte yandan, üç fıkra halinde sayılan bu muaflıklardan yararlanmak için mükelleflerce arazinin maddede yazılı cihetlere tahsis edilmiş olduğunun ilgili Vergi Dairesine bütçe yılı içinde bildirilmesi şart kılınmıştır. Bu şart yerine getirilmez, yani bütçe yılı içinde bildirim yapılmazsa muafiyet bildirimin yapıldığı yılı takip eden bütçe yılından muteber olur ve bildirimin yapıldığı bütçe yılının sonuna kadar geçen yıllara ait muafiyet hakkı düşer. Bu halde bildirimin yapıldığı bütçe yılı sonuna kadar geçen yıllar için gerekli vergi tarh ve tahakkuk ettirilip tahsil olunur. C _ KÜÇÜK ÇİFTÇİLİKTE İSTİSNA: Kanunun 16 ncı maddesi, küçük arazi sahibi çiftçileri hedef alan bir istisna hükmü getirmiş bulunmaktadır. Ancak, bu istisna sadece araziye ait olup arsalar bu hükmün dışında kalmaktadır. Madde hükmüne göre, mükelleflerin bir vergi dairesi faaliyet bölgesindeki arazisinin toplam vergi değeri 50.000 liraya kadar olanlarının tamamı, fazla olanlarının da yine 50.000 lirası arazi vergisinden istisna edilecektir. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına göre, sözü edilen istisna, mükelleflerin kendilerine, birlikte yaşadıkları eşlerine ve velâyet altındaki çocuklarına ait arazinin toplam vergi değerine uygulanacaktır. Toplam matrah içerisinde aile reisi olan mükellefin, eş ve velâyet altındaki çocukların maliki oldukları, intifa hakkına sahip bulundukları veya malik gibi tasarruf ettikleri arazi (arsa hariç) vergi değerleri bulunacaktır. Mükellefin kendisine, eşine ve velâyet altındaki çocuklarına ait arazi için ayrı bildirim föyü düzenleneceğinden istisna, her birine ait föyler toplamından ayrı ayrı değil bundan orantı yoluyla bulunacak kısmın bu toplamlardan düşüleceği tabiidir. 4. Matrah ve Nisbet : A _ MATRAH: 17 nci maddeye göre, Arazi Vergisinin bu kanun hükümlerine göre tesbit olunan vergi değeridir. Vergi değerinin tanımı ise, evvelce de işaret edildiği gibi, kanunun 29 uncu maddesinde yapılmış olup ileride değinilecektir. Maddenin ikinci fıkrasiyle, mükelleflerin bir ilçe hudutları (Vergi dairesi faaliyet bölgesi) içindeki kendilerine ve birlikte yaşadıkları eş ve velâyet altındaki çocuklarına ait vergi değerlerini aynı matrah içinde birleştirip beyan etmeleri zorunlu kılınmıştır. Bu hükme göre aile reisi olan mükelleflere ait vergi matrahları içerisinde kendilerinin ve eş ve velåyet altındaki çocuklarının hisseli veya hissesiz malik oldukları ve intifaına sahi bulundukları aynı ilçe (vergi dairesi faaliyet bölgesi) dahilindeki arazi vergi değerlerinin tamamının yer alması gerekmektedir. B _ NİSBET : 18 inci madde, Arazi Vergisi için müterakki bir tarife tesbit etmektedir. buna göre vergi nisbeti : İlk gelen 50.000 lira için binde 2, Sonra gelen 75.000 " " " 3, " 100.000 " " " 4, " 100.000 " " " 6, " 100.000 " " " 8 ve 425.000 liradan fazla matrahlar için binde 10 olmaktadır. Arsalar için vergi nisbeti, vergi değeri toplamı ne olursa olsun, binde 15 olarak tesbit edilmiştir. Arazinin vergilendirilmesi için karışık bir hesaplama tarzı olan mezkûr tarifenin tatbikatını kolaylaştırmak amaciyle bir vergi cetveli hazırlanmış ve ayrı bir genel tebliğ halinde tabettirilmiştir. 5. Mükellefiyetin başlaması ve bitmesi : Kanunun 19 uncu maddesi 9 uncu maddeye mütenazır olarak, bu kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarihte mevcut arazi ve arsalar ile bu tarihten sonra vergi değeri değişen arazide mükelleflerin ne zaman başlıyacağını ve buna mukabil vergiye tabi iken devamlı muaflık şartlarını kazanan ve Hükümet tarafından tasarrufu yasak edilen arazide ise mükellefiyetin ne zaman biteceğini hükme bağlanmaktadır. Kanunun 9 uncu maddesi dolayısiyle işaret edildiği gibi 20.07.1971 tarihli ve 1446 sayılı Kanunla Emlak Vergisi Kanununa eklenen Geçici 6 ncı madde gereğince arazi vergisi mükellefiyeti de bina vergisinde olduğu gibi, bir defaya mahsus olmak üzere 1972 bütçe yılının Mart, Nisan ve Mayıs aylarında yapılacak beyan ve bildirimler üzerine aynı bütçe yılı başından itibaren başlıyacaktır. Bu sebeple madde hükmü, yeni kanuna göre vergi mükellefiyeti başladıktan sonra uygulanabilecektir. Konu ile ilgili olarak 9 uncu madde dolayısiyle gerekli açıklamalarda bulunulduğundan burada arazi vergisi yönünden özellik gösteren hallerde dokunulmakla yetinilecektir. Ancak, burada da kanunun 23 ve 33 üncü madde hükümleri bir arada gözönünde bulundurulacaktır. Geçici muafiyete tabi arazide mükellefiyetin ne zaman başlıyacağı 15 inci maddede söz konusu edilmiştir. Bu maddedeki hükme göre, bu kabil arazide mükellefiyet, muafiyetin bitimini takip eden bütçe yılı başından itibaren başlıyacaktır. Daimi muafiyete tabi arazinin muafiyet şartlarını kaybetmesi halinde hangi tarihten itibaren mükellefiyete gireceği konusunda madde hükmü açık değildir. Kanunun gerek 9 uncu gerekse 33 üncü maddelerinde mevcut hükümler muvacehesinde bu halde de mükellefiyetin, daimi muaflık şartlarının kaybedildiği yılı takip eden bütçe yılı başından başlıyacağını kabul etmek gerekeceği sonucuna varılmaktadır. Vergiye tabi arazinin (arsalar dahil) devamlı muaflık şartlarını kazanması halinde mükellefiyet, maddenin ikinci fıkrası gereğince, bu olayın vukubulduğu tarihi takip eden taksitten itibaren düşecek yani, tahakkuk etmiş vergilerden geçmiş dönemlere ait olanlar ile olay tarihine kadar vadesi dolmuş bulunan taksit tahsil edilecek, gelecek taksit vergi terkin edilecektir. Hükümet tarafından kanunlarımızın verdiği yetkiye dayanılarak tasarrufu yasak edilen arazinin vergisi de, mükellefin bildirimi veya vergi dairesinin resmen tesbiti üzerine, bu olayın vukua geldiği tarihten sonra gelen taksitten itibaren terkin olunacaktır. Kayıtlar üzerinden yapılacak bu terkin işleminin tasarrufun yasaklandığı sürece devam ettireleceği tabiidir. 6. Verginin tarh ve tahakkuku : Beyan esasına göre verginin tarh ve tahakkuk ettirileceğine ve beyan yılında yapılacak bu tarh ve tahakkuku takip eden yıllarda arazi vergisinin her yılının birinci ayından itibaren o yıl için otomatik olarak tahakkuk etmiş sayılacağına dair kanunun 20 ve 21 inci maddeleri Bina Vergisi ile ilgili kısmın 10 ve 11 inci maddelerine tekabül etmekte ve ayrıca açıklamayı gerektiren bir yönü bulunmamaktadır. Ancak, mükellef hesaplarının vergi dairesi çevresi (genellikle ilçe) itibariyle bir arada ve kolayca takip edilebilmesi için bir mükellefe (eş ve velayet altındaki çocuklar dahil) ait arazinin bir beyannamede, arsaların ise ayrı bir beyannamede birleştirilerek beyan edilmesi gerekmektedir. Öte yandan genel veya ara beyan yılını izleyen yıllarda otomatik tahakkuk hükmünün tatbikatında 30 uncu madde hükmünün de göz önünde bulundurulması ve tahakkuk edecek vergide değişiklik olduğu takdirde sadece tahakkuk pusulası ve bordrosu düzenlenmesi değil değişiklik vukubulan mükellefler hakkında tahakkuk fişi kesileceğinin de düşünülmesi tabiidir. Muaflıktan sona ermesi vergi değerini tadil eden sebeplerin doğması dolayısiyle ara beyanında bulunulması halleri bu duruma örnek gösterilebilir. Şunu da belirtmek gerekir ki, 1446 sayılı kanunla 20 nci maddeye eklenen fıkra gereğince Devlete ait arazi için beyanname verilmeyecek ve bunlar için tahakkuk ta söz konusu olmayacaktır. III _ MÜŞTEREK HÜKÜMLER : 1. Özel kanunlardaki Muaflıklar : 22 nci madde; özel kanunlarda mevcut bina ve arazi vergileriyle ilgili muaflık ve istisna hükümlerini saklı tutmaktadır. Bu sebeple, özel kanunda bina ve arazi vergilerinden muafiyet derpiş edilmiş ise ayrıca Emlåk Vergisi Kanununun da böyle bir muaflık hükmünü getirmesi ve muafiyet konusu bina ve arazinin bu kanundaki şartları taşıması aranmıyacaktır. 2. Beyanname verme ve bildirimde bulunma süresi : Emlâk Vergisi beyannamelerinin hangi hallerde ve ne zaman verileceği, Kanunun 23 üncü maddesinde belirtilmektedir. Maddenin tetkikinden de anlaşılacağı gibi, kanunun vazıı bir genel beyan, bir de ana beyan esası getirmektedir. Emlâk Vergisi beyannamelerinin bina ve arsalar için her beş yılda, arazi için ise her on yılda bir defa olmak üzere o yılın Mart, Nisan, Mayıs aylarında genel olarak bir beyanname verecekleri derpiş olunmuştur. Daha önce ara beyanda bulunmuş olan mükellefler de Maliye Bakanlığınca yapılacak genel beyana dâvete uyup aynı şekilde yeniden beyanda bulunacaklardır. Bu suretle bina ve arsa vergi değerlerinin her beş yılda arazi vergi değerlerinin ise her on yılda bir yeniden gözden geçirilmesi ve günün rayiçlerine uydurulması sağlanmış olmaktadır. Maddenin (b) ve (c) işaretli fıkraları, yeni bina inşa edilmesi veya vergi değerini tadil eden sebeplerin doğması hallerinde verilecek ara beyannamelerle ilgili bulunmaktadır. Bu hükme göre, yeni inşaatta inşaatın bittiği, inşaatın kısmen bitmesi halinde kullanılmaya başlanan kısımlar için kullanışın başladığı tarihi takip eden üç ay içinde mükelleflerin durumu bir beyanname ile ilgili vergi dairesine bildirmeleri gerekmektedir. Kanunun 33 üncü maddesinde belirtilen vergi değerini tadil eden sebeplerin doğması hallerinde de mükellefler bu değişikliği aynı süre içinde bildireceklerdir. Bu suretle, iki genel beyan arasında ortaya çıkan yeni vergi konularından veya vergi değerinin tadilini gerektiren değişikliklerden vergi dairesinin zamanında haberdar olması ve lüzumlu işlemi yapması sağlanmış olmaktadır. Maddenin son fıkrası mükelleflere bir kolaylık sağlanması amacını taşımaktadır. Bu hükme göre, Maliye Bakanlığı yukarıda zikredilen süreleri bir misline kadar uzatmaya yetkili bulunmaktadır. Burada şu hususu da belirtmek faydalı görülmüştür. Bilindiği gibi, kanunun 5 inci maddesiyle, yeniden inşa edilen mesken binalarına ait vergi değerlerinin 50.000 ve 25.000 liralık kısımlarına geçici vergi muaflığı tanınması öngörülmüş ancak, bu muaflıktan yararlanmak için binanın bitim veya kullanmaya başlama tarihinden itibaren iki aylık süre içinde keyfiyetin vergi dairesine bildirilmesi şart kılınmıştır. Bu sebeple, geçici bina vergisi muaflığından yararlanacak durumda olan mükelleflerin ya beyannamelerini bu iki aylık süre içerisinde vergi dairesine vermeleri veya beyanname verilmeden önce muaflık için ayrı bir bildirimde bulunmaları zaruridir. Arazi vergisi geçici muaflıklardan istifade için bildirme süresi değişikliğin vukubulduğu yılın sonuna kadar olan devreyi kapsadığından üç aylık beyanname süresi mükellefler için bir güçlük arzetmez. Ancak, vergi değerini tadil eden sebebin doğuşu tarihi ile yıl sonu arasında kalan devre üç aylık süreden daha kısa olduğu takdirde, bina vergisi mükellefleri için belirtilen durum arazi vergisi mükellefleri için belirtilen durum arazi vergisi mükellefleri için de varit olur. Bu bakımdan gerek mükelleflerin gerekse vergi dairelerinin, ilerde herhangi bir ihtilâfa meydan verilmemesi bakımından beyannamelerin tanzim ve kabulü sırasında dikkatli davranmaları lâzım gelir. 3 _ Beyannamenin şekli ve muhtevası : Emlâk Vergisi beyan üzerinden tarh edileceğinden beyannamelerde gerekli bütün malûmatın bulunması lâzımdır. Gerek İdare gerekse mükellef yönünden önemli olan bu hususun temini bakımından 24 üncü madde, beyannamesinin şekil ve muhtevasının Maliye Bakanlığınca tesbit ve tazim edileceğini kabul etmiştir. Ancak, sözü edilen madde ile beyannamede bulunması gereken asgari bilgilerin neler olacağı da tesbit ve tadadi olarak sayılmıştır. Emlâk Vergisine konu bina ve arazinin vergi değeri ve hesaplanan vergilerde beyannamede yer alması gereken asgari bilgiler arasındadır. Bu sebeple, mükelleflerin beyan ettikleri vergi değerleri üzerinden ödeyecekleri vergiyi de hesaplamaları ve bu hesaplamayı doğru yapmağa dikkat etmeleri, vergi dairelerinin de mesai ve masraf ihtiyarını önlemek için ilk inceleme konusuna gerekli hassasiyeti göstermeleri gerekir. Vergi cetvelleri bu konuda gerekli kolaylığı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Ancak, bu cetvellere Bina Vergisi için 150.000,_ TL. ve Arazi Vergisi için 425.000,_ TL. dan fazla olan vergi değerleri alınmamıştır. Bina vergisinde 150.000 lirayı aşan matrahlarda cetvelle ilgilenmeksizin matrahın % 10 u alınarak ödenecek vergi hesaplanacaktır. Arazi Vergisinde ise, 425.000 lirayı aşan matrahlarda aşan kısmın % 10 u alınarak vergi cetvelinin son basamağında gösterilen miktara eklenmesi suretiyle ödenecek vergi hesaplanacaktır. 4. Köylerde yapılacak beyan : Köylerde bulunan bina ve arazinin vergilendirilmesiyle ilgili olarak 25 inci madde mükelleflere ayrı bir kolaylık getirmiştir. Bu maddeye göre, köylerde bulunan bina ve arazi için mükelleflerin, ilgili köy muhtarlığına yapacakları yazılı veya sözlü beyanlar, şekli ve muhtevası Maliye Bakanlığıca tesbit ve tanzim edilecek « Bina ve Arazi Kıymet Beyanı Defter »lerine geçirilecek ve mahsus haneleri mükelleflerine imza ettirilecektir. Mükellefin, beyan süresince köyde olmaması veya bina ve arazisini bu deftere kaydettirmek istememesi halinde, beyan süresi içinde doğrudan doğruya ilgili vergi dairesine yazılı veya şifahi olarak beyanda bulunması mümkün kılınmıştır. Bu halde beyanın ilgili köy beyan defterine kaydı için bekletilmesine lüzum olmadığından keyfiyetin beyanname doldurtulmak suretiyle is'afı cihetine gidilmesi gerekir. Öte yandan, bina ve arsalar için 5 yılda arazi için 10 yılda bir, o yılın Mayıs ayı sonuna kadar uzayan beyanname verme süresine otomatik olarak eklenen bir aylık ek sürede de bina ve arazi vergisi mükellefleri köylerde yine muhtarlara beyanda bulunabileceklerinden maddenin son fıkrasında, köy beyan defterinin bu ek sürenin sonundan başlıyan 15 gün içinde ilgili vergi dairesine imza mukabilinde teslimi derpiş olunmuştur. Bu sebeple, köy muhtarlarının beyan defterlerini, beyanname verilmesi gereken yılın Haziran ayı sonuna kadar beyana açık tutmaları ve bu ayın son günü defteri kapıyarak keyfiyeti bir zabıtla tevsik ettikten sonra Temmuz ayının 15 inci günü akşamına kadar beyan defterlerini müsbit evrakla birlikte, bağlı oldukları ilçe vergi dairesine imza mukabili teslim etmeleri icap eder. Bu maddenin 23 ve 33 üncü maddelerle birlikte tetkikinden de anlaşılacağı gibi, bina ve arazi kıymet beyanı defterleri, ilk defa yapılacak ve her 5 ve 10 yılda bir tekrarlanacak olan genel beyanlar sırasında kullanılacaktır. Bu sebeple, kanunun 33 üncü maddesinde belirtildiği şekilde bina veya arazinin vergi değerini tadil eden sebeplerin doğması halinde mükelleflerin 5, 15 ve 23 üncü maddelerinde derpiş olunan süreler içinde doğrudan doğruya ilgili vergi dairelerine bildirimde bulunmaları ve düzenleyecekleri beyannameleri de ayrıca tevdi etmeleri veya taahhütlü posta ile göndermeleri gerekir. Öte yandan, 23 üncü madde dolayısiyle de açıklandığı gibi, genel beyan süresi bir misline kadar uzatılabileceğinden, bu şekilde bir uzatma olduğu takdirde, defterlerin tevdi tarihlerinin uzatmaya uygun olarak, değişeceği tabiidir. Ancak bu uzatma olsun olmasın, ek süreler içinde beyanda bulunulması, kanunun 14 ücü maddesinde derpiş edilen özel usulsüzlük cezalarının uygulanmasını gerektirdiğinden yazılı veya sözlü beyanda bulunma tarihleri defterin ilgili sütununa mutlaka yazılacaktır. 5. Muhtar ve İhtiyar Kurulunun Görevleri : Köylerdeki bina ve arazinin genel beyanı ile ilgili 26 ncı madde, İhtiyar Kurulu üyelerine tahmil edilen görevlerin nasıl yerine getirileceğini düzenlemekte ve bu görev karşılığında kendilerine belli bir ücret verileceğini öngörmektedir. Bu hükme göre muhtar ve ihtiyar kurulu üyeleri mükelleflerin yazılı veya sözlü beyanlarını ilgili defterlerde tesbit edip imzalarını aldıktan sonra kendileri de bu beyanların doğruluğunu tasdik edeceklerdir. Beyanın hakikate aykırı olduğunu gördükleri an mükellefleri doğru beyan için ikaz edecekler, buna rağmen beyanda ısrar olunursa defterlere gerekli meşruhatı vereceklerdir. Köyde olmakla beraber bina ve arazi kıymet beyanı defterlerine kaydettirilmeyen bina ve araziyi de mükelleflerin ismi ve biliniyorsa adresleri ile birlikte bağlı oldukları vergi dairesine bildireceklerdir. Muhtar ve ihtiyar kurulu üyelerine yapacakları bu işler karşılığında Maliye Bakanlığınca tesbit edilecek esaslar dahilinde ve yılda fert başına 150 lirayı geçmemek üzere bir ücret verilecektir. Bu ücretin verilme esasları ayrıca düzenleneceğinden burada belirtilmemiştir. 6. Ek süreler içinde beyanname verilmesi : Bina ve arazi için ilk defa verilecek ve her beş on yılda bir defa yenilenecek olan genel beyanlar için kanunun 23 üncü maddesinde tesbit edilen süreler içinde beyanda bulunulmaması halinde idarece nasıl bir yol izleneceği ve vergi alacağının ziyaa uğratılmış sayılıp sayılmayacağı 27 nci madde ile düzenlenmektedir. Vergi Usul Kanunun 342 nci maddesi hükmüne benzeyen bu hükme göre, genel beyanname verme süresi içerisinde beyanname verilmediği takdirde bu sürenin sonundan başlıyarak bir ay beklenecek ve beyanname bu birinci ek süre içinde verilirse vergi ziyaı olmamış sayılacaktır. Bir aylık birinci ek süre içinde beyanname vermedikleri tesbit olunan mükellefler veraset ve intikal vergisi uygulamasına benzer şekilde kendilerine tebliğ edilmek şartiyle bir ay içinde beyana dâvet olunacaklardır. Gerek bu ikinci bir aylık süre içinde gerekse buna ait tebligat kendilerine yapılmadan beyanda bulunulması halinde, vergi ziyaı doğmuş olacağından bu mükellefler hakkında Vergi Usul Kanununun 336 ncı maddesi delâletiyle ya aynı kanuna göre kusur cezası veya Emlâk Vergisi Kanununun 34 üncü maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Bu sürelere rağmen beyanname verilmemesi halinde ne işlem yapılacağı 32 nci maddede belirtilmiş olup sırası geldiğinde değinilecektir. 7. İştirak halinde ve müşterek mülkiyette beyanname verilmesi : Kanunun 3 ve 13 üncü maddelerine göre, vergiye konu emlâk için tarh ve tahakkuk ettirilecek vergiden, müşterek mülkiyetle malik olanlar hisseleri oranında, iştirak halinde mülkiyetle malik olanlar ise müteselsilen mes'uldürler. Ancak, bu şekildeki mülkiyete konu olan emlâk için beyanname verilmesi, bazı anlaşmazlıkların doğmasına müsait bulunmaktadır. İşte 28 inci madde, bu konuya ışık tutan ve konuyu mükellefe kolaylık sağlıyan bir şekilde yumuşatıp basitleştiren bir hüküm getirmiş bulunmaktadır. Medeni Kanunun bu husustaki hükümleri de nazara alınarak müşterek mülkiyette beyannamenin münferiden verileceği öngörülmüştür. Çünkü, bu halde hisseler, bilfiil taksim edilmemiş ise de her hissedarın kedi hissesi üzerinde tasarrufta bulunması mümkündür. Bu sebeple müşterek mülkiyet halinde maliklerin kendi hisselerine düşen gayrimenkul payına ait rayiç değeri ayrı beyan etmesi uygun ve öngörülmektedir. İştirak halinde mülkiyette ise maliklerin müşterek beyanname verebilecekleri kabul edilmiştir. Bununla beraber mükelleflere bir kolaylık olmak üzere, bu halde de, müşterek mülkiyette olduğu gibi, maliklerin ayrı ayrı beyanname verebilmeleri ve beyan ettikleri değerler üzerinden her birine ayrı ayrı tarhiyat yapılması esası vaz edilmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi, iştirakçiler adını vergiyi ödemekle tavzif edilmiş biri olduğu ve iştirake konu emlâkin tamamına ait vergi değeri beyan edildiği takdirde tarhiyatın tüm olarak bu kişi adına yapılması gerekir. Ancak, her iki halde de iştirakçilerin vergiden müteselsilen mes'ul olmaları devam edecektir. Öte yandan, gerek müşterek mülkiyetin gerekse iştirak halindeki mülkiyetin konusu teşkil eden gayrimenkul için idarece değer takdiri halinde, takdir olunan vergi değeri kesinleştikten sonra bu değer bütün malikler hakkında geçerli olacak ve salınan vergi kesinleşen bu değer esas alınmak suretiyle düzeltilecektir. 8. Vergi değeri : 29 uncu madde ile, Emlâk Vergisi tatbikatında mükelleflerce beyan edilecek ve vergiye matrah olacak «vergi değeri» nin anlamı tarif edilmekte ve idarece kontrolü veya yeniden takdiri yapılırken hangi esas ve kıstaslara uyulacağı belirlenmektedir. Maddeye göre vergi değeri, Emlâk Vergisinin konusuna giren bina ve arazinin «rayiç bedel» idir. Rayiç bedel ise, bina ve arazinin beyan tarihindeki normal alım satım bedelinden ibarettir. Bu suretle binaların gayrisafi iradı üzerinden vergi alınması usulü terkedilerek, arazide olduğu gibi, normal alım satım bedelinin vergiye matrah olacağı kabul edilmiş ve vergilemede birlik ve mükellefler arasında vergi adaleti sağlanmış olmaktadır. Yanlız, vergiye matrah olacak rayiç değerinin beyannamenin fiilen verildiği tarihteki rayiç değer değil beyan tarihindeki rayiç değer olduğuna dikkat edilmesi gerekir. Zira beyan tarihi, 5 veya 10 yılda bir yapılması gereken genel beyanın verilmesi gerektiği yeni inşaatlarda her kısım için kullanmanın başladığı ve vergi değerini tadil eden diğer sebeplerin doğması halinde bu sebeplerin vukubulduğu tarihlerdir. Maddenin üç ve dördüncü fıkraları genellikle idareye hitap etmektedir. Gerçekten, hiç beyanname verilmemesi veya düşük beyanda bulunulması halinde, başka bir ifadeyle, idarece vergi değerinin, doğrudan doğruya veya beyan edilenin yerine geçmek üzere, takdiri sırasında uyulacak esas ve kıstaslar bu fıkralarda yer almaktadır. Bu hükümlere göre, arazi ve bina ile ilgili normal alım satım bedelinin tâyininde Emlâk Vergisi Kanununun 31 inci maddesine göre hazırlanacak tüzükte belirtilecek normlar nazara alınacaktır. Tüzükte belirtilmiş normlara dayanılarak yapılacak hesaplamalarla hem beyan edilmeyen emlâkin vergi değeri hem de düşük beyan edilen matrah yerine geçecek vergi değeri takdir olunacaktır. Bu normlara dayanılarak yapılacak kıyaslamada beyan edilen vergi değerlerinin normal rayice uygun bulunması halinde yeniden takdirin söz konusu olmayacağı tabiidir. Ancak, tarım arazisinin veri değerinin tesbitinde arazinin verim gücü de nazara alınacaktır. Verim gücünün hangi hallerde nazara alınacağı tüzükte ayrıca belirtilmiştir. Arsalar tarım arazisi olmadığından, fıkrada da tasrih edildiği gibi, bu uygulamanın dışında tutulacaktır. 9. Ödeme süresi : Tahakkuk ettirilen emlâk vergisinin (bina, arazi, arsa) ödeneceği süreler, 30 uncu maddede gösterilmiştir. Bu madde hükmüne göre emlâk vergisi, Mart ilâ Mayıs devresi ile Kasım aylarında olmak üzere iki eşit taksitte ödenecektir. Genel beyanların Mart ilâ Mayıs devresinde yapılacağı ve verginin beyana dayanan bir sisteme bağlandığı nazara alınacak olursa taksit sürelerinin verginin bünyesine uygun olduğu anlaşılır. Ayrıca, verilen beyanname ile birlikte vergiyi ödemek isteyen mükelleflerin bu istekleri de karşılanmış olmaktadır. Emlâk Vergisinin iki taksitte ödenmesi esasının, dikkat edilirse, sadece şehirde bulunan bina ve araziye ait bulunduğu anlaşılır. Çünkü köylerdeki bina ve arazi için tarh ve tahakkuk ettirilecek Emlâk Vergisinin tek taksitte ve genellikle hasat mevsiminin sona erdiği Kasım ayı içinde ödenmesi öngörülmüştür. Bu taksit süreleri, bölgelerin özelliklerine uymadığı takdirde, Maliye Bakanlığınca iller itibariyle değiştirilebilecektir. Maddenin son fıkrası hükmü, tahakkuk ettirilen Emlâk Vergisinin (bina, arazi, arsa vergisi) ödenmesini, 5625 sayılı kanundaki hükme mütenazır şekilde, emniyet altına almaktadır. Bu fıkra hükmüne göre, bina ve arazinin başkalarına devir ve temliki veya üzerinde aynî bir hak tesis yahut ref edilebilmesi için, içinde bulunulan bütçe yılının taksitleri ile önceki bütçe yıllarına ait olup ödenmemiş bina ve arazi vergilerinin tamamen ödenmesi lâzım gelmektedir. Tarhiyatın ihtilâflı bulunması halinde, maliklerin tasarrufuna mani olunmamak için, yapılan tarhiyat miktarı kadar nakit veya Hazine tahvili (Tasarruf bonosu hariç) veya banka teminat mektubunun emaneten yatırılması kabul edilmiştir. Bu suretle, 5625 sayılı kanunun aksayan yanı giderilmiş ve mükelleflere bir kolaylık sağlanmış olmaktadır. 10. Vergi Dairesince yapılacak işlem : Emlâk Vergisi kanunu ile kabul edilen yeni sisteme göre mükellefler, bina ve arazilerinin vergi değerini (= rayiç değer = normal alım satım bedeli) beyan edecekler ve idare de bu beyana dayanarak ilk tarhiyatını derhal yapıp birinci taksit tutarının tahsilini sağlıyacaktır. Ancak, kanunun 31 inci maddesinde öngörüldüğü üzere, beyan edilen bu değerler, Maliye Bakanlığınca tesbit olunacak inceleme esaslarına göre ve aynı Bakanlıkça tayin edilecek inceleme yetkisini haiz memurlar tarafından tetkike tabi tutulacak ve beyan nın noksan bulunması halinde vergiye matrah olacak rayiç değerler bu memurlar marifetiyle yeniden takdir edilecektir. Bu uygulamanın, vergi değerinin noksan beyan edilmesi veya vaki tebligatla verilen ikinci ek süreye rağmen hiç beyanname verilmemesi hallerinde söz konusu olacağı şüphesizdir. Şu kadar ki, bu memurlar tetkik ve takdirlerini tamamen kendi insiyatiflerine göre yapamıyacaklar, maddenin ikinci fıkrasına istinaden hazırlanan Tüzük'te belirtilen normlara usul ve esaslara uyacaklardır. Bu suretle, objektif bir değer takdiri ve buna uyan yeknesak bir vergileme sağlanmış olacaktır. Öte yandan, maddenin son fıkrası hükmüne göre, mükelleflerce ilk tarhiyat için beyan edilen değerler ile yetkili memurlar marifetiyle idarece takdir edilecek değerler arasındaki fark kusur cezalı olarak ikmal edilecektir. Ancak, burada da, mükellefler lehine olarak, Emlâk Alım Vergisinde olduğu gibi bir müsamaha payı kabul edilmiştir. Eğer değerler arasında, beyan edilen rayiç bedelin yüzde 50 sine kadar bir fark varsa vergi cezasız olarak ikmal edilecek, bu fark rayiç bedelin yüzde 50 sinden fazla olursa farkın yüzde 50 miktarı aşan kısmı kusur cezalı olarak tarh ve tahsil edilecektir. 11. Beyanname verilmemesi halinde idarece tarh ve yeniden beyana davet : Mükelleflerce gerek birinci ek sürede gerekse bu sürenin bitiminden sonra yapılacak tebliğ ile tanınan ikinci ek sürenin bitiminden sonra yapılacak tebliğ ile tanınan ikinci ek sürede beyanname verilmemesi halinde verginin tarhı konusu 32 nci maddede ele alınmaktadır. Bu hükme göre, ek sürelere rağmen beyanname verilmediği takdirde vergi, 31 inci madde gereğince görevlendirilen memurlar marifetiyle takdir olunan vergi değerleri üzerinden idarece tarh olunacaktır. İdarece tarh ve tebliğ olunan bu vergiye karşı mükellefin Vergi Usul Kanununa istinaden itiraz hakkı doğacağı şüphesizdir. Kanun, bu halde de kendine has bir sistem gerektirmektedir. İdarece yapılan bu tarhiyata itiraz edilmesi halinde mükellefe, itiraz tarihinden başlamak üzere yeniden 15 günlük bir beyan süresi tanınmaktadır. Bu müddet içinde beyanname verilirse vergi, ihtilâfın sonuna kadar mezkûr beyan üzerinden tarh ve tahsil olunacak şayet 15 günlük sürede de mükellef beyanda bulunmazsa idarece yapılan tarhiyatın, itiraza rağmen, takip ve tahsiline devam olunacaktır. Şu kadar ki, ister 15 günlük sürede yapılan beyan üzerine tarhedilen vergilerin tahsili cihetine gidilsin isterse 15 günlük müddete rağmen beyanda bulunulmaması sebebiyle idarece yapılan tarhiyatın tahsiline devam edilsin, İtiraz Komisyonu tarafından verilecek karara göre kesinleşen matrahlar üzerinden tarh ve tahsil edilen vergilerin düzeltileceği tabiîdir. 12. Vergi değerini tadil eden sebepler : Vergi Usul Kanununun 63 üncü maddesine mütenazır olan 33 üncü madde, vergi değerinin hangi hallerde değişeceğini ve mükellefler için 23 üncü madde gereğince ara beyanname verme mükellefiyetinin doğacağını tahdidi olarak saymaktadır. Gerek yeni vergi mükellefiyeti doğuran veya mevcut mükellefiyeti sona erdiren gerekse geçici vergi muafiyetinin uygulanmasını gerektiren veya uygulanmış bulunan muafiyeti düşüren konuları bünyesinde taşıyan söz konusu değişiklik sebeplerini teker teker açıklamakta fayda görülmektedir. 1° _ Yeni bina inşa edilmesi : Bilindiği gibi, Medeni Kanunumuz binayı, üzerine inşa edildiği arsanın mütemmim cüzü kabul etmekte, ona müstakil bir gayrimenkul hüviyeti vermemektedir. Halbuki, Emlâk Vergisi Kanunu binaları, arsadan ayrı olarak vergi kapsamına almaktadır. Her ne kadar arsa değeri kaybolmamakta ise de inşa edilen bina değeri ile birleşmekte ve onun değerine müessir olan unsurlardan en esaslısı olmaktadır. Bununla beraber, vergileme konusu değişmekte ve arsa yerine bina vergisi alınması söz konusu olmaktadır. İşte 33 üncü maddenin 1 no.lu fıkrası bu gerçeği yansıtmaktadır. Mevcut binalara ilâveler yapılması veya asansör ve kalorifer tesisleri konulması da yeni inşaat sayılmaktadır. Bu hükme göre, yeni inşa edildiği takdirde, mükellefleri tarafından, Emlâk Vergisi Kanununun 23 üncü maddesi gereğince, yeniden beyanname verilecek ve aynı kanunun 9 uncu maddesine göre inşaatın bittiği yılı takip eden bütçe yılından itibaren bina vergisi mükellefiyeti başlarken 19 uncu maddesi hükmüne göre de arsadan dolayı mevcut olan arazi vergisi mükellefiyeti aynı tarihten itibaren sona erecektir. Binanın mesken olarak kullanılması ve kanunun 5 inci maddesinde yazılı diğer şartların yerine getirilmiş olması halinde aynı maddede söz konusu edilen geçici vergi muaflığından yaralandırılması tabiîdir. Mevcut binalara ilâveler yapılması veya asansör veya kalorifer tesisleri konulması da aynı sonuçları doğurması bakımından yeni inşaat sayılmıştır. Bilindiği gibi, mevcut bir binaya bağımsız bölüm niteliğini haiz kat veya daire ilâve edilebileceği gibi, oda, hol v.s. gibi kullanış amaçlarını tamamlıyan yahut kolaylaştıran eklemeler de yapılabilir. Her iki halde de, yukarıda zikredilen işlemler tekrarlanacak ancak, bina vergisi mükellefiyeti değer itibariyle artmakla beraber sona eren bir mükellefiyet söz konusu olmayacaktır. Ayrıca, eklenen müstakil bölüm yahut tamamlayıcı değerler için geçici vergi muaflığından yararlanma da ortaya çıkabilecektir. Fıkra metninde açıkça zikredilmemiş olmakla beraber mevcut binalara klima tesisleri konulmasının da, bina sıcaklığını daha modern bir şekilde sağlamaya yaradığından, aynı işlemin tekrarlanmasını gerektireceği şüphesizdir. 2° _ Binanın yanması, yıkılması suretiyle veya sair sebeplerle tamamen veya kısmen harabolması : Fıkrada sayılan sebepler sonucunda bina vergi değeri değişmekte yahut bina vergisi mükellefiyeti sona ererek arsadan dolayı arazi vergisi mükellefiyeti başlamaktadır. Binada mevcut sabit istihsal, asansör veya kalorifer tesislerinin kısmen veya tamamen kaldırılmasının da benzer sonuçlar doğurduğu kabul edilmektedir. Bu sebeple, sayılan hallerde mükelleflerin yeniden beyanname vererek gayrimenkulün son durumundaki değere göre mükellefiyetlerini değiştirmeleri veya bina tamamen ortadan kalkmış, arsa kalmışsa ondan dolayı arazi vergisi mükellefiyetlerini tesis ettirmeleri gerekir. 3° _ Binanın kullanış tarzının tamamen değiştirilmesi veya ikamete mahsus mahallerinden bir kısmının dükkân, mağaza, depo gibi ticaret ve sanat icrasına mahsus mahaller haline kaybedilmesi : 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 63 üncü maddesinin 5 nolu fıkrası hükmüne benzerlik gösteren bu fıkra hükmüne göre : _ Bir binanın kullanış tarzının tamamen değiştirilmesi veya, _ Bir binanın ikamete mahsus mahallerinden bir kısmının dükkân, mağaza, depo gibi ticaret ve sanat icrasına mahsus mahaller haline kalbedilmesi, hallerinde bina vergi değerinin değişeceği ve durumun 23 üncü madde gereğince bir beyanname ile ilgili vergi dairesine bildireceği kabul edilmektedir. Bu hükmün uygulanmasında bir apartmanın her dairesi ayrı bir bina sayılacak ve değişiklik sebebi, yanlız kullanış tarzı tamamen veya kısmen değiştirilen daire için geçerli olacak, böyle bir değişiklik göstermeyen aynı apartmanın diğer daire vergi değerleri genel beyan yapıncaya kadar aynen kalacaktır. Dikkat edilecek olursa, Vergi Usul Kanunundan ayrı olarak dükkân, mağaza, depo gibi ticaret ve san'at icrasına mahsus mahaller halinde bulunan binanın, bina apartman ise dairelerin kısmen ikamete mahsus mahaller haline kalbedilmesinin vergi değerini tadil eden sebeplerden sayılmadığı görülür. Bu sebeple zikredilen hallerde bina vergi değerinin değiştirilmesi söz konusu olmadığından mükelleflerce beyanda bulunulmasına da lüzum yoktur. Öte yandan fıkrada, dükkân, mağaza, depo gibi ticaret ve san'at icrasına mahsus mahallerinden bir kısmının fabrika, imalâthane, resmi daire, dernek ve benzeri mahaller haline getirilmesi de kullanış tarzının kısmen değiştirilmesini tazammum edecek ve yukarıda belirtilen süreler içinde verilecek beyannamelere istinaden yeni vergi değerleri esas alınarak vergilendirilecektir. Binanın ikamete mahsus mahallerin kısmen başka maksatlara tahsisi, müstakil hüviyet (bağımsız bölüm hüviyeti) verilmek suretiyle olabileceği gibi karmaşık kullanma tarzı ile de mümkündür. Bina veya dairenin bir kısmının diğer kısımlarla irtibatı kesilmek suretiyle icaret ve san'at icrasına mahsus mahal haline getirilmesinde gerek ikamete ayrılan gerekse bunun dışındaki maksada tahsis edilen kısımların vergi değerlerinde değişiklik olacağı tabiîdir. bu halde, beyan tarihindeki rayice göre her iki kısmın da mükellefiyetinin tesisi gerekir. Bu halde, mesken olarak kullanılan binanın yine mesken olarak kullanılan bir kısmı kalmakta ise de, kanunun 5 inci maddesi hükmü muvcehesinde, mevcut ise, geçici vergi muafiyetinin de sona erdirilmesi lâzım gelmektedir. Mesken olarak kullanılan binanın irtibat kesilmeksizin aynı zamanda ticaret ve san'at icrasına mahsus mahaller haline getirilmesinde de vergi değeri, yukarıda işaret edildiği şekilde değişecek ve mevcut olduğu takdirde , geçici vergi muaflığı da aynı şekilde, düşecektir. 4° _ Arazinin hal ve heyetinde değişiklik olması : 33 üncü maddenin 4 no. lu fıkrasında gösterilen hallerin vukuu, arazinin hal ve heyetinde, dolayısiyle onun vergi değerinde değişiklik olarak kabul etmiştir. Bu hükme göre : _ Arazinin fidanlandırılması veya ağaçlandırılması, bağ haline getirilmesi, _ Fidanlı, ağaçlı, kütüklü bir arazinin tarla haline getirilmesi veya gelmesi, _ Tarım yapılan bir arazinin tabiî bir afet veya arıza sebebiyle veya sair sebepler yüzünden tarıma elverişsiz hale gelmesi, _ Tarım yapılmıyan bir arazinin tarıma elverişli hale getirilmesi, _ Arazinin parsellenmek suretiyle arsalar haline getirilmesi, vergi değerinin yeniden beyan edilmesini ve vergi mükellefiyetinin bu beyana istinaden değiştirilmesini gerektirmektedir. Bu hüküm, kanunun 12 ve 15 inci maddeleri ile organik bir bağlantı göstermektedir. Arazide sayılan değişikliklerin olup olmadığı bu maddeler uyarınca çıkarılacak «Yönetmelik» ve «Müşterek Tesbit» içerisinde belirtileceğinden burada tekrar edilmemiştir. 5° _ Arazinin bina mütemmimi durumundan çıkması veya bu duruma girmesi: şehir imar plânlarına ve mahalli örfe göre, bina ile sınırlanmış veya aynı işte kullanılmak üzere tahsis edilmiş olsun olmasın arazi ve arsanın bina mütemmimi durumuna girmesi yahut bu halde iken mütemimlik durumundan çıkması mümkündür. Ancak, bu durumun imar plânından doğmuş yahut mahalli örfe uygun bulunmuş olması gereklidir. Aksi takdirde bu birleşme veya ayırmanın mevcut olduğunu kabul etmeye imkân yoktur. Esasen imar plânına göre asgarî ifraz ölçüsünün şumulü dışında kalan arazi parçasının, bina ile sınırlanmış olsa bile, müstakil arsa olarak nazara alınması mantığa da uygundur. Fıkra hükmüne göre, her iki halde de vergi değerinin yeniden beyan edilmesi ve vergilendirmenin bu beyan esas alınarak değiştirilmesi gerekmektedir. 6° _ Bina veya arazinin taksim veya ifraz edilmesi veya mükellefinin değişmesi: Bina veya arazinin malikleri arasında taksim edilmesi mümkün olduğu gibi imar plânı, kullanış amacına yararlılığı dolayısiyle ifraz olunması da mümkündür. Taksim veya ifraza uğrayan bina ve arazinin, işlemin yapıldığı tarihe ve bina veya arazinin bütünlük durumuna göre, vergi değeri değişikliği göstereceği şüphesizdir. İşte 6 Nolu fıkra bu halleri tesbit ve tescil etmektedir. Araziden bir kısmının istimlâk edilmesi, sonuçta bir ifrazı ifade ettiğinden bu halde de belirtilen işlemin tekrarlanması zorunludur. Gerek Emlâk Vergisinin beyana müstenit olması ve gerekse emlâk değerlerinin süratle değişme eğilimini göstermesi bunların el değiştirmeleri halinde, el değiştirme tarihindeki rayiç bedel üzerinden vergilendirilmesi ve beyan ile mükellefin kolayca takip edilmesi zorunluluğunu doğurmuş ve mükellef değişmesi de vergi değerini değiştiren sebep olarak kabul edilmiştir. Bu halde, kanunun 30 uncu maddesi gereğince, iktisap eden kişiden bildirim föyü ve bununla birlikte beyanname alınarak gittiği veya gideceği hesabın defter ve beyannameler üzerine işaretlenmesi ve devir ve temlikte bulunan mükellefe ait ilgili hesapların da ilişik kesme belgesine dayanılarak düzeltilmesi veya kapatılması gerekeceği tabiîdir. 7° _ Bina ve arazi parçaları veya hissellerinin birleştirilmesi : Müteaddit arazi ve arsanın gerek imar plânı gerekse kullanmada sağlanacak fayda dolayısiyle tek bir arazi veya arsa haline getirilmesi vergi değerinde değişiklik doğuracağı gibi birden fazla hisseye bölünmüş bir binanın hisselerinin birleştirilmesi de aynı sonucu doğurur. Aynı zamanda verginin mükellefinde de kısmen veya tamamen değişiklik yaratır. Bu sebeple, belirtilen halleri müteakip mükelleflerin beyanda bulunması ve bu duruma göre vergilemenin düzeltilmesi gerek vergi adaletine gerekse vergi tekniğine uygundur. Maddenin son fıkrasına göre, kanunun 9 ve 19 uncu maddeleri hükümlerinin kısmen tekrarı olmakla beraber değişiklikler bunların vuku bulduğu yılı takip eden bütçe yılından itibaren nazara alınacaktır. 13. Özel usulsüzlük cezaları ve kaçakçılık cezasının uygulanmıyacağı : Gerek Emlâk Vergisi mükellefiyetine girişte gerekse vergi değerini değiştiren hallerin vukuunda ne zaman beyanname verileceği, bu sürelerde beyanda bulunulmazsa derhal idarece tarhiyat yapılmayarak bir müddet bekleneceği ve bu bekleme süresinde de beyanda bulunulmazsa mükellefin beyana davet edileceği ve nihayet hiç beyanda bulunulmadığı takdirde verginin idarece tarh olunmakla beraber mükellefin itiraz etmesi halinde yeniden beyana davet edilmiş sayılacağı yukarıda 23, 27 ve 32 nci maddeler dolayısiyle açıklanmış ve ilk bekleme süresinde beyanda bulunulursa vergi ziyaı olmayacağının kabul edildiği belirtilmişti. Vergi alacağının zamanında elde edilmesine engel olan bu durumlar dolayısiyle mükellef hakkında uygulanacak özel usulsüzlük cezaları derpiş edilmiş ve bu kanun hükümleri mahfuz kalmak kaydiyle Vergi Usul Kanunu hükümlerinin de uygulanacağı belirtilmiştir. Gerçekten, 34 üncü madde hükmüne göre beyannameler : _ Birinci ek süre içinde verilmişse 100,_ TL. _ İkinci ek süre ile ilgili tebliğ yapılmadan önce verilmişse 250,_TL. _ İkinci ek süre ile ilgili tebliğ yapıldıktan sonra verilmişse 500,_ TL. Özel usulsüzlük cezası kesilecektir. 27 nci madde dolayısiyle de değinildiği gibi, birinci bekleme süresinde beyanda bulunulursa vergi ziyaı olmamış sayılacak ve sadece özel usulsüzlük cezasının kesilmesiyle yetinilecektir. Bu sürenin bitiminden sonra (tebliğ yapılmadan önce veya tebliğle verilen ikinci süre içinde) beyanname verilmesi ise hem 34 üncü maddeye göre özel usulsüzlük hem de vergi ziyanına sebebiyet verildiğinden kusur cezası kesilmesi gerekecektir. Ancak, bu halde, Vergi Usul Kanununun 336 ncı maddesi uyarınca, tek bir fiil ile hem kusur hem de usulsüzlük işlenmiş olduğundan, bunlara ait cezaların mukayese edilmesi ve miktar itibariyle ağır olanın kesilmesi lâzım gelir. Kesilecek özel usul usulsüzlük cezasının her halde ödenmesi gereken verginin % 25 ini geçemiyeceği kabul edildiğinden, mukaveyesede kusur cezası ile maktu özel usulsüzlük cezasının veya bu miktardan az ise verginin %25 tutarının karşılaştırılması ve köylerde bulunan emlâk için bu uygulama yapıldığında usulsüzlük cezasının esasen %50 oranında kesileceğinin göz önünde tutulması icap eder. Maddede, özel usulsüzlük cezaları maktu olarak belirtildikten sonra bunun ödenmesi gereken verginin %25 ini geçmiyeceği kabul edilmiş bulunmaktadır. Muaflık ve istisna dolayısiyle ödenmesi gereken vergi olmadığı takdirde maktu özel usulsüzlük cezasının aynen kesilmesi veya kusur cezası ile bu miktarın mukayese edilmesi tabiîdir. Öte yandan, 35 inci madde hükmüne göre, Emlâk Vergisi tatbikatında, Vergi Usul Kanununun kaçakçılık cezası ile ilgili hükümlerinin uygulanmıyacağı öngörülmüştür. Bu hüküm muvacehesinde, birinci ek süreden sonra tebliğ edilmek şartiyle verilen ikinci ek sürede de beyanname verilmemesi (ikinci ek sürede de beyanname verilmediği için idarece yapılan tarhiyata vaki itiraz tarihinden itibaren 15 gün içinde veya daha sonra beyanname verilmesi hiç beyanname verilmemiş hükmündedir.) halinde vergi ziyaı doğmuş sayılacak ve Vergi Usul Kanununun 341 inci maddesi delâletiyle mükellefe, 349 uncu maddesi gereğince ziyaa uğrattıkları verginin yüzde 50 si tutarında kusur cezası kesilecektir. Hemen işaret etmek lâzımdır ki, Vergi Usul Kanununun 350 nci maddesi, yürürlükten kaldırılmamış olmakla beraber, Emlâk Vergisi tahrire dayanan bir vergi olmadığından, burada söz konusu edilen cezanın bu vergi yönünden tatbik yeri kalmamıştır. 14. Çeşitli hükümler : a) Vergi Dairesinin yardımı : 36 ncı madde ile köylerdeki bina ve araziye ait olarak her 5 ve 10 yılda bir alınacak yazılı veya şifahi beyanların bina ve arazi kıymet beyanı defterlerine yazılmasında, muhtar ve ihtiyar kurulu üyelerinin kâfi yeteneğe sahip olmaması halinde muhtarlıklara personel bakımından yardımda bulunulması öngörülmüştür. Yeteneğin kâfi gelmemesinden maksat okuma yazma noksanlığının bulunmasıdır. Köy kuruluşunda öğretmen mevcut ise personel bakımından yardımda bulunulmasına lüzum olmıyacaktır. Öte yandan, beyanların tesbit zamanı Mart, Nisan ve Mayıs aylarına inhisar ettirildiğine ve bu aylardan herhangi birisine işlem yapılması sonuçta bir fark doğurmadığına, buna mükabil beyan tesbitlerinin bu aylar içerisinde yapılıp bitirilmesi gerektiğine göre yardımın bir plâna bağlanarak yürütülmesi zorunludur. Vali ve kaymakamlarca bu plânlamanın, beyan aylarından önce bağlı köylerden sorulmak suretiyle yapılması ve herhangi bir aksamaya meydan verilmeden yürütülmesi icap eder. Yardım için vergi dairesi veya il ve ilçe kuruluşuna dahil diğer daire personelinden yararlanılabilir. Belediye hudutları dışına çıkacak bu personele Harcirah Kanunu hükümlerine göre harcirah verilmesi gerektiğinden gerek yardım gönderilecek köylerin tesbitinde gerekse görevlendirilecek personelin genç, enerjik ve kabiliyetli olanlar arasından seçilmesinde titiz davranılması gereklidir. b) Vergi Usul Kanunu hükümlerinin uygulanması: 37 nci madde, bu kanun hükümleri mahfuz kalmak şartiyle Vergi Usul Kanununun bu kanuna aykırı olmayan hükümlerinin bu kanun hakkında da uygulanacağını amirdir. Daha önce de temas edildiği gibi Emlâk Vergisi bünyesine uygun düşen bazı usulî hükümleri de beraberinde getirmiş olmakla beraber, Vergi Usul Kanununda aksine mevcut olan hükümler, bir müddet daha tatbik yeri bulacağından, yürürlükten kaldırılmamıştır. Bu hükümle, Emlâk Vergisi Kanununda aksine bir hüküm olmadığı takdirde Vergi Usul Kanunu hükümlerinin Emlâk Vergisinde de tatbik edileceği kabul ve teyit edilmektedir. Maddenin ikinci fıkrası 31 inci maddede inceleme yetkisine sahip oldukları belirtilen memurların bu yetkilerinin hangi vergileri kapsadığını göstermektedir. Vergi kanunlarının tatbikatında Vergi Usul Kanunu ile vergi inceleme yetkisini haiz olanlara tanınan bütün yetkiler Emlâk Vergisi tatbikatında bu memurlara da tanınmış olmakla beraber bu yetkinin, adı geçen memurlar da tanınmış olmakla beraber bu yetkinin, adı geçen memurlar yönünden, diğer vergi kanunlarının tatbikatına şumulü yoktur. c) Vergi hasılâtından verilecek paylar: 20.07.1971 tarihli ve 1446 sayılı kanunla değişik 38 inci maddede, Emlâk Vergisi hasılâtından il özel idareleri ile belediyelere, bazı esas ve ölçüler dahlinde pay verilmesi derpiş olunmaktadır. Bu maddeye göre emlâk vergisi hasılâtının: _ % 45 i belediyelere, _ % 35 i il özel idaresine, ödenecek ancak, il özel idaresine ödenmek üzere ayrılan payın % 3 ü kesilerek köy idareleri sermaye payı olarak İller Bankasına verilecektir. Mahalli idarelere ödenecek bu payların ayrılması ve gönderilmesi konusu "Devlet Muhasebesi Muamelât Yönetmeliği" ile "Vergi Dairelerinde Uygulanacak Geçici Esaslar"ında ayrıntılı şekilde açıklanmış olduğundan burada tekrar edilmemiştir. Ancak, şu hususu belirtmek lâzımdır ki emlâk vergisi bina, arazi ve arsa vergisi adı altında üç ayrı vergi gibi tarh ve tahsil edileceğinden sözü edilen ayırma ve gönderme işleminin üç yönlü olarak yapılması gerekeceği tabiîdir. Ancak, emlâk verisi (bina, arazi, arsa) vergi dairesince, yetki alanı itibariyle uygulanacak ve bu faaliyet bölgesi içinde birden fazla belediye bulunabilecektir. Bu halde, saymanlık görev ve yetkisi bulunan vergi dairesince veya saymanlıkça, belediye payı olarak ayrılan miktar (bina, arazi, arsa) bu belediyeler arasında son nüfus sahımındaki nüfus miktarlarına göre yeniden bir ayırıma tabi tutularak dağıtılacaktır. Vergi dairelerince ayrılacak payların her ayın sonu itibariyle hesaplanıp ertesi ayın sonuna kadar ilgili mahalli idare kuruluşlarına e İller Bankasına ödenmesi maddenin son fıkrası gereğidir. d) Kesirler: Kanunun 39 uncu maddesi, emlâk vergisinin hesaplanmasında 100 (yüz) kuruşa kadar olan vergi kesirlerinin atılmasını öngörmektedir. Madde metni, diğer bazı vergilerimizde olduğu gibi hesaplamada yuvarlak rakamlara erişilmesini temin edecek ve bu amacı basit bir şekilde gerçekleştirecek açıklıktadır. Bu bakımdan örnek verilmesine de lüzum bulunmamaktadır. e) Bina ve arazi vergilerinde zamanaşımı süresinin başlangıcı: Bilindiği üzere, Vergi Usul Kanununun vergi alacağını doğuran olaya ve doğan vergi alacağının tahakkuk ettirilebilme süresine İLİŞKİN 19 ve 114 üncü maddeleri hükümlerinin Emlâk Vergisi Kanunu yönünden de aynen uygulanması halinde getirilen yeni sistem muvacehesinde, verginin bünyesine aykırı sonuçlarla karşılaşılması muhtemeldir. İşte bu mahzurları önlemek bakımından, kanunun 40 ıncı maddesi ile, Veraset ve İntikal Vergisi tatbikatında olduğu gibi, bu verginin bünyesine uygun özel bir tahakkuk zamanaşımı süresi kabul edilmiştir. Bu madde hükmüne göre, emlâk vergisi uygulamasında tahakkuk zamanaşımı süresi, bina ve arazinin beyan edilmediğine vergi dairesince muttali olunduğu tarihi takip eden yılın başından itibaren başlıyacak ve Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddesinde sözü edilen 5 yıllık süre bu tarihten itibaren hesaplanacaktır. Örneğin, 1972 yılının Mart, Nisan ve Mayıs aylarında beyan edilmemiş bir arazinin (bina veya arsa) varlığına idarece 1975 yılında (yoklama veya satış gibi işlemler dolayısiyle) muttali olunmuş ise 1972 ve müteakip bütçe yıllarına İLİŞKİN arazi (bina veya arsa) vergileri her yıl için ayrı ayrı hesaplanacak beş yıllık dönem içinde değil, ıttılha tarihini takip eden 1976 yılı başından itibaren geçecek beş yıllık devre içinde tarh ve tahakkuk ettirilebilecektir. 15. Son hükümler: Kanunun bu bölümü yürürlükten kaldırılan hükümlerle uygulamanın yeni esaslara uydurulmasını sağlıyacak geçici hükümlere ve yürürlük ile yürütme yetkisine İLİŞKİN hükümleri kapsamaktadır. a) Kaldırılan hükümler: Konuya İLİŞKİN 41 inci maddede; bu kanunun Maliye Bakanlığı kuruluşu tarafından uygulanmasına başlanılacağı 01.03.1972 tarihinde yürürlükten kalkacak kanunlar ve kanun hükümleri tek tek sayılmakta ve bu kanunların ek ve tadilleri ile Emlâk Vergisi Kanununa uymayan sair hükümlerin de yürürlükten kalkacağı belirtilmektedir. b) Geçiş (intikal) hükümleri: _ (Geçici Madde: 1) 20.07.1971 tarihli ve 1446 sayılı kanunla değişik bu madde hükmü, yürürlükten kaldırılan Bina Vergisi Kanunu kapsamına girmiş bulunan binaların geçici vergi muaflıklarının bu kanunla getirilen yeni rejime nasıl ve ne şekilde intibak ettirileceğini açıklamakta ve Arazi Vergisi Kanunu hükümlerine istinaden geçici vergi muaflığından yararlandırılmış arazinin bu muaflığının ise eski hükümlere göre devam ettirileceğini belirtmektedir. Buna göre, yürürlükten kaldırılan kanunlara dayanan geçici bina vergisi muaflığı 01.03.1972 tarihinden itibaren kaldırılmakta ancak, Emlâk Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin (a) ve (b) fıkralarında söz konusu edilen mesken ve turistik yapı muaflığının, bu tarihten önce inşaatı bitirilmiş olup ta eski hükümlere göre muafiyet almış olsun olmasın bu maddedeki şartlar dairesinde ve inşaatının bittiği yılı takip eden 10 yıllık (turistik yapılarda 5 yıl) devreden 01.03.1972 tarihinden sonraya isabet eden yıllar için uygulanması kabul edilmektedir. Örneğin, inşaatı 1966 yılında bitirilen ve ister kiraya verilsin isterse sahiplerince oturulsun mesken olarak kullanılan bir binaya (bina apartman ise daireye) inşaatının bittiği 1966 yılını takip eden 01.03.1967 yılından 01.03.1972 tarihinden sonraya kalan beş yıl geçici vergi muaflığı uygulanacaktır. Turistik yapı muaflığının ise eski ve yeni yapılar için söz konusu olacağı ve yeni hükme göre saklı tutulan muaflığın sadece yeniden inşa edilmiş binalara hasredilmiş bulunduğu göz önünde tutularak, mevcut binanın Turizm Teşvik Kanununda yazılı maksada tahsis edilmiş olması halinde tanınmış bulunan muafiyetin bu kanuna göre devam ettirilmeyip 01.03.1972 tarihinden itibaren sona erdirilmesi yani bu kabil binaların zikredilen tarihten sonra vergilendirilmesi gerekir. Yürürlükten kaldırılan kanunlara dayanan geçici arazi vergisi muaflığı ise, başkaca bir şarta bağlanmadan saklı tutulduğundan, kaldırılan kanunlarda yazılı şart ve sürelerle devam ettirilecektir. Yanlış bir uygulamaya yer verilmemesi için bu konudaki beyanların özel idare kayıtlarından tahkiki ve ona göre hareket edilmesi lâzım gelir. _ (Geçici Madde: 2) 1446 sayılı Kanunla değişik bu madde, Arazi, Bina, İktisadi Buhran ve Savunma Vergileri ile Temizleme ve Aydınlatma Resmine İLİŞKİN hükümlerin 01.03.1972 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmasını ve bu vergi ve resmin 1971 yılında tarh, tahakkuk, tahsil ve dağıtım işlemlerine açıklık getirilmesini sağlamıştır. Yapılacak uygulama 28.07.1971 gün ve 2433100-29/47670 sayılı yazımızla özel idarelere duyurulmuş ve 01.03.1972 tarihinden itibaren uygulama kabiliyeti sona ermiş olduğundan burada ayrıca açıklanmamıştır. _ (Geçici Madde: 3) Bu madde de, 28.02.1971 tarihine kadarki dönemlerle ilgili olarak tahakkuk edip de ödenmemiş bulunan veya ihtilâflı olduğundan ödeme süresi başlamamış olan bina, arazi, buhran ve savunma vergileri ile temizleme aydınlatma resminin ikişer aylık dönemlerde ödenmesi halinde vergi cezası ile gecikme zamlarının bir kısmının affına mütedair olup uygulama şekli 01.02.1971 gün ve 216177-128-8/6653 sayılı ve 336 Seri numaralı Tahsilât Genel Tebliğinde açıklanmış bulunduğundan burada tekrar edilmemiştir. _ (Geçici Madde: 4, 5, 7 ve 8.) Bu maddelerden 4 ve 7 emlâk vergisinin uygulama hazırlıkları için gerekli giderlere harcanmak üzere 1970 ve 1971 bütçe kanunlarına ödenek koymaya Maliye Bakanını yetkili kılmakta, 8 inci 1971 yılında tahsili gereken savunma vergisinin bütçe kanununun hangi maddesine irat kaydedileceğini göstermekte ve 5 inci ise, personel idaresi yönünden özel görevlendirme esasları getirmektedir. _ (Geçici Madde: 6) Emlâk Vergisi Kanunu 01.03.1971 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla beraber uygulamasına tam olarak 1972 bütçe yılı başından itibaren başlanacağından, bu madde ile, bir defaya mahsus olmak üzere, 1971 yılında verilmesi gereken Emlâk Vergisi Beyannamelerinin 1972 bütçe yılının Mart, Nisan ve Mayıs aylarını kapsıyan devrede ilgili Maliye vergi dairelerine tevdi edilmesini ve aynı şekilde geçici vergi muaflıklarına İLİŞKİN bildirimlerin de aynı süre içerisinde yapılmasını sağlamakta ve bu bildirim ve beyanlara istinaden tarh ve tahakkuk ettirilecek vergilere ait mükellefiyetin de 1972 bütçe yılı başından itibaren başlamasını öngörmektedir. 1446 sayılı Kanunla eklenen bu hüküm, köylerde yapılacak beyanlar hakkında da uygulanacak ve tesbit edilen süre, esas hükme benzer şekilde Maliye Bakanlığınca bir misline kadar uzatılabilecektir. c) Yürürlük ve Yürütme: Yürürlük ve yürütmeye İLİŞKİN 42 ve 43 üncü madde hükümleri açıklamayı gerektirmemektedir. Bilgi edinilmesini ve gereğinin bu esaslar dairesinde yapılmasını rica ederim. (*) 6 Seri Nolu Emlak Vergisi Genel Tebliği ile Yürürlükten Kaldırılmıştır.
Kaynak: resmî yayım
Kendi olayınıza uyar mı?
Sorun; cevabın altında hangi maddeye ve hangi belgeye dayandığı yazar. İlk 25 soru ücretsiz.